fransız’dı, batı’nın bağrından gelip batı’yı en sert eleştirenlerden biri oldu. katolik köklerini bırakıp mısır’da müslüman olmuş, abdülvahit yahya adını almış, orda ölmüş.
ona göre bugünkü hayat tamamen yanlış yönde gitmiş; her şey rakamla, ölçülebilirle, maddeyle sınırlanmış, o eski derin anlamlar kaybolmuş. batı’nın ilerleme diye pazarladığı şeyi düpedüz saçmalık sayıyor, insan ruhsuz bir tekerlek gibi dönüyor artık diyor. kitapları ağır, insanın zihnini yoruyor ama bazı sayfaları okurken ulan haklı dedirtiyor, özellikle her şeyin tüketim ve gösterişe döndüğü şu günlerde.
benim açımdan eleştirileri yer yer isabetli, çağın sığlığını gerçekten yakalamış. fakat o eski zamanlara duyduğu özlem bana fazla masalsı geliyor. eskiden de kötülük, savaş, cahillik eksik değildi ki. ben akıl, bilim, somut adımlar ve laik bir duruştan yanayım. mistik köşelerde fazla oyalanmak bazen insanı gerçek hayattan uzaklaştırıyor.
yine de boşuna okumadım. zihnimi epey sıktı, bazı alışkanlıklarımı sorgulattı. fazla gizemli yerleri sinirimi bozsa da, en azından her şey yolunda diye kandırmıyor kendini. okuduktan sonra biraz daha tetikte, biraz daha yorgun hissediyorum. o da bir kazanç sayılır.
zeki bir eleştirmen, ama benim için tamamlayıcı değil, sadece bir uyarıcı. hayat devam ediyor, elimdeki somutla.