simyacı

entry128 galeri ses1
    127.
  1. ergenlik dönemimde okumuştum. o yıllar kitap bende tam bir vay be etkisi yaratmıştı. her cümlede bir işaret, her olayda kaderin cilvesi, her karakterde derin bir bilgelik var gibi geliyordu. santiago’nun koyunlarını bırakıp mısır’a gitme macerası, rüyalar, alametler, kişisel efsane kavramı… hepsi o yaşta insanın içindeki o belirsiz istekleri ateşliyordu. okuduktan sonra bir hafta boyunca “ben de kendi yolumu bulmalıyım” diye dolaşmıştım. o zamanlar kitabı gerçekten sevmiştim.

    aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.

    karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.

    en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.

    bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.

    neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.

    şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.

    o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
    kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
    4 ...