Terör ve caısusluk suçlarına bulaşanların psikolojik, sosyolojik ve politik açıdan değiştirilmesi öngörüsü.
Tarihte genelde öldürme, mankurtlaştırma veya hücre hapsi ile yaklaşılan olguya çoklu açıdan bakıldığında;
1. ideolojik bağlılıkla mücadele: beyni yıkanmış kişi içinde bulunduğu görevi suç olarak görmeyip aksine kutsal görev veya zorunluluk addeder. Kişinin mutlak kabul ettiği doğruyu, varlık amacını ve yaşam tarzını değiştirmesi gerekir. Deradikalizasyon için uzun süreli rehabilitasyon kullanılır.
2. Sadakat ve adanmışlık: bağlılık yeminleri, para, şantaj, korkuyla sınama kişiyi sadık olmaya ve ömrünü bu yola harcamaya iter. Bu bağlamda kişi, içinde bulunduğu ihanet kıskacından kurtulamaz. Psikolojik yöntemlerle kişinin topluma kazandırılması ve pişmanlık duyması neredeyse imkansızdır.
3. Güdülenme ve kabul: birey kendi yanlışlarını görmek için dış müdahaleye, telkine, yoruma, sosyal yalıtıma, yaptırım ve cezaya değil; içsel aydınlanmaya, özdüzenleme ve özdenetim ile bağımsız karar almaya gereksinim duyar. Dışlandığını hisseden veya başkalarını düşman görerek dışlamaya alışkın kimsenin yeni çevreye alışması zor, eski çevresine dönüşü kolaydır.
4. Psikolojik rahatsızıkLar: kişi içinde bulunduğu örgütsel yapılanmanın baskı ve sömürü ortamına uzun süre maruz kaldığında ruh, zihin ve duygu durumları da bozulur. Psikolojik rahatsızlıkları kronik hal almış kişilerin iyileşmesi genelde beklenmez.
Sonuç olarak; terörist veya casus kimliği edinmiş kişinin topluma kazandırılması oldukça düşük ihtimaldir ve uzun süreli, yüksek maliyetli uğraşa rağmen dönüş, nüksetme ve yeniden suça karışma riski hep mevcuttur.