bütün kainât kelimeler hâlinde lügatte toplu… idrâk lisanla mühürlendi.
Lügât içine doğuyor, lügât içinde kendimizi tanıyor, tanımlıyor, kendimizi onunla ifâde ediyor, bir bakıma onunla da ölüyoruz.
her şey onunla; dil, düşünce, fikir, sanat, hayat…
Harf, kelime; belirme, taayyün mânâsına geliyor. Anlama onunla, anlaşma onunla, fert onunla, toplum onunla, ilim onunla…
Cehâleti ifâde onunla…
Bu mânâda anlaşılmak üzere; Lügât hayattır, tâ kendisidir; “mânâ”nın ve “mânâlandırma”nın… Sevgimiz, nefretimiz, öfkemiz, kavgamız, topyekûn hayat, varlık ve oluş…
Varlık; Allah’ın kelimeleridir, her şey…
Bu söylediklerim etrafında, “Lügât tiryakiliği…”
insan dil içine doğar ve kendini dil içinde idrâk eder.
Tek başına bu hakikat bile “Varoluş Müşkülü”ne yaklaşabilmenin “cümle kapısı”nın “Lügât-Lisan” dâvâsı olduğunu göstermeye yeter.
sürekli mevzular içinde gösterdiğimiz ölçü; “Herşeyden önce kelâm vardı…”
Ne demiştik? Her şeyden sonra kalan da o…
Lügât tiryakiliğimin izleri buralardan süzülebilir…