bunun üzerine abdâl mûsâ, “bana divit ve kalemi getürün.” diye emretti.
dervişler istenilenleri getirip hazır eylediler. sultân, kalemi kâğıdı alıp
kaygusuz’a bir icâzetnâme yazdı. icâzet-nâme aynen şöyledir:
“bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm!
elhamdüli’l-lâhi’l-lezî ca’ale kulûbe’l-’ârifîne ilâ âhirihi.
her ne kim vardur cevâb içinde mestûr kıldu. dahı buyurdı kim bizüm
ile müşâhede kılmak murâd eyleyen kaygusuz’a nazar eylesün.
ve bizden hayr duâ iltimâs eyleyen kaygusuz’dan alsun. safâ-nazarın
ve himmetin recâ ve niyâz kılsun ve her ne diyâra ki ‘azm idüb
(varsa) gerekdür ki, ol velâyetün erbâb ü a’yân ve ekâbir ve eşrâf ve
agniyâ ve fukarâ, her kim olsa, mezbûr kaygusuz’un üzerinde bir
vechile nazar-ı inâyet ve merhamet ve şefkat dirig buyurmayalar. bu
cânibün ri’âyet hâtırıçün ana ‘izzet ve hürmet kılalar. anun kadem-i
kudûmın kendülere minnet-i ‘azîmile ra’iyyet bileler; dîdârlarıyla
müşerref olup safâ-nazar himmetiyle mugtenim olalar ve ana olan
riâyet ve himâyet mahzâ bu cânibe olmış gibidür, şöyle bileler. bâkî
ne ola ki ma’lûm-ı sa’âdet olmaya ve’s-selâm.”