hume'un nedenselliğe dair analizleri müthiş ve bugün bile geçerli. bazen geçmişe dönük sorgulama yapmak farkında olmadığımız ayrıntıların ortaya çıkmasını sağlıyor.
soyut zekamız, yetişkinliğe geçtiğimiz süreçte, beynimizde sürekli tık tık ışıklar yanarken, yeni bağlantılar kurmaktadır.
hume için zihin peş peşe, ard arda, sık sık gerçekleşen iki durumu her zaman nedensel ilişkiyle algılama eğilimindedir, bende bunu çok daha güncel bi açıdan ele alalım derim. sinema salonunda, televizyon başında, telefona bakarak seyrettiğiniz filmleri düşünün. şimdi o ışık parıltılarında beliren anlamları size açmak istiyorum biraz.
her monitör, her ekran kabaca 60 la 300-400 arasında değişen kare üretiyor, filmlerde bunun sadece yirmi dört (yanlışsam düzeltin )karesini görebiliyoruz.
siz telefonla parmağınızla bi sembole tıkladığınızda, o sembolü ekrana çıkaran şeyin dokunma eylemi olduğunu varsayarsınız, bilgisayarda mouse u oynatırken pencerenin boyutunu değiştiren şeyle mouse cursor arasında nedensellik kurar, dizi film seyrederken aniden beliren bi hayalet yahut canavar gördüğünüzde onun bi sonraki karede sebep olacağı felaketi tahayyül edersiniz, peki söyleyin bana hume haksız mıydı? düşünün, sadece düşünün.
hem de o görüntülerin hepsi ekranda her bi pikselin red-green-blue diziliminin farklı dizilimlerde yanıp sönerek yarattığı görsel bi ilizyon, ve tüm bunlar trilyonlarca transistörün birbirine bağlı sarmaşıklar misali defalarca kez yanıp sönerek ortaya çıkardığı 0 ve 1 lerden ibaret patternken! en temelde de her şey elektronların hareketiyle ilgili. tamam, tamam, sadece o kareleri yaratan programa, kaynak koduna, simülasyona odaklanalım, sahi hepsi turing makinelerinin (programlama dilleri ) insan istek ve arzularına uygun manipülasyonundan başka neye karşılık geliyor ki.