eridanusun fısıltısı

entry21 galeri
    18.
  1. Dijital Hayalet ve Kırık Gerçeklik
    Zaman, havalandırma kanalının o dar, metalik rahminde bir kez daha dondu. Aşağıdaki oda, Kovan'ın beyni, soğuk ve düzenli bir şekilde uğuldarken, ortadaki o tek insan figürü, Aras'ın bütün planlarını, bütün hesaplamalarını anlamsız kılan bir anomaliydi. Bu, hesaba katmadığı bir değişkendi. Ve bu dünyada, hesaba katılmayan değişkenler, ölüm demekti.
    içindeki ilk tepki, geri çekilmekti. Süvari'nin kuralı netti: "Eğer biri gelmezse, diğeri beklemez." Görev tehlikeye girmişti. Ama sonra, babasının ve annesinin o işkence odasındaki görüntüleri, o kuluçkadaki kabuslar zihnine hücum etti. Geri dönemezdi. Bu kapıdan başka bir kapı yoktu.
    O an, Süvari'nin öğretisi, idris'in bilgeliği ve kendi bilimsel mantığı, zihninde tek bir strateji yaratmak için birleşti. Düşmanı yenemiyorsan, onu anlamalısın. Anlayamıyorsan, onu görünmez kılmalısın.
    Aras, gözlerini kapattı. Zihnini, o tanıdık, gürültülü 'gölge dokuma' haline değil, çok daha ince, çok daha hassas bir frekansa ayarladı. Bu, bir kamuflaj değildi. Bu, bir yanılsamaydı. Bir 'yok sayma' alanı. Zihnini, aşağıdaki o beyaz önlüklü figürün bilincinin etrafına, bir sis gibi sarmaya başladı. Ona saldırmıyordu. Onu kontrol etmeye çalışmıyordu. Sadece, o kişinin algı alanında, Aras'ın var olabileceği bir 'kör nokta' yaratmaya çalışıyordu. Zihninin bir köşesine, "Burada ilginç bir şey yok. işine odaklan. Her şey normal," diye fısıldayan, duyulmaz bir sugestiyon gönderiyordu.
    Bu, bir atomu, tek bir nötronla, yörüngesinden çıkarmadan dürtmek gibi, inanılmaz bir hassasiyet gerektiriyordu.
    Yavaşça, mazgalın kapağını bir milim kenara kaydırdı. Aşağıdan hiçbir tepki gelmedi. Bir milim daha. Sessizlik. Sonunda, kendisinin sığabileceği kadar bir boşluk yarattı. Süvari'nin verdiği o siyah ipe tutunarak, bir örümceğin ağından inmesi gibi, mutlak bir sessizlik içinde, sunucu raflarından birinin arkasındaki gölgeye indi.
    Ayakları yere değdiği an, odanın enerjisi onu bir tokat gibi çarptı. Burası, sadece bir sunucu odası değildi. Burası, Kovan Zihni'nin arayüz noktasıydı. Havadaki o statik, sadece makinelerden gelmiyordu. Bu, dijitalleştirilmiş, filtrelenmiş binlerce bilincin o kolektif fısıltısıydı.
    Hedefi olan o bağımsız terminale doğru, gölgelerin içinde ilerlemeye başladı. Her adımda, ortadaki teknisyenin zihnine o "Her şey yolunda" sinyalini göndermeye devam ediyordu. Adama yaklaştıkça, onun bir Kimera ajanı olmadığını anladı. Aurası, o hibritlerin sahip olduğu o çift katmanlı, rahatsız edici enerjiye sahip değildi. Bu, normal bir insandı. Ama bir tuhaflık vardı. Bilinci, sanki bir camın arkasından gibi, donuk ve bastırılmıştı. Muhtemelen, Konsorsiyum'un kendi personeli üzerinde kullandığı, sadakati sağlayan ve merakı körelten kimyasal veya psişik bir 'kısıtlayıcı' altındaydı. O, bir bekçiden çok, biyolojik bir programdı.
    Terminalin arkasına ulaştığında, kalbi ağzında atıyordu. Adam, ondan sadece bir metre uzaktaydı. Aras, hayatının en cüretkâr hamlesini yaptı. Zihnindeki o 'yok sayma' alanını, adamın bilincinin daha da derinlerine itti. Ona, kısa süreli bir 'döngü' komutu verdi. Adamın parmakları, klavyenin üzerinde aynı anlamsız komut dizisini, bir plak takılmış gibi, tekrar tekrar yazmaya başladı. Bu, Aras'a sadece birkaç dakika kazandıracaktı.
    Terminalin arayüzüne, çantasından çıkardığı, kendi modifiye ettiği küçük bir cihazı bağladı. Bu, babasının disklerindeki verilere erişmek için kullandığı teknolojinin aynısıydı. Cihaz, terminalin güvenlik duvarlarını aşmak için değil, onları kandırmak için tasarlanmıştı. Kendisini, sistemin bir parçası, rutin bir tanılama programı gibi tanıtıyordu.
    Ekranda, klasörler ve dosyalar akmaya başladı. Aras, doğrudan arama fonksiyonuna gitti. Tereddüt etmeden yazdı: "Proje Kimera."
    Sonuçlar, bir sel gibi ekranı doldurdu. Yüzlerce, binlerce dosya. Deney raporları, finansal tablolar, denek profilleri, operasyonel planlar. Bu, bir hazineydi. Ama Aras'ın bu hazineyi inceleyecek vakti yoktu. O, tek bir şeyi arıyordu. Babasının izini.
    Yeni bir arama başlattı: "Kaan, Cihan."
    Bu kez, sadece birkaç dosya belirdi. Çoğu, babasının Konsorsiyum tarafından izlenen akademik yayınları ve iletişim kayıtlarıydı. Ama biri farklıydı. Dosya adı, sadece bir dizi anlamsız rakam ve harften oluşuyordu. Ve dosya boyutu, sıfır kilobayt gösteriyordu. Bu, bir tuzaktı. Ya da bir bilmece.
    Aras, bunun sıradan bir dosya olmadığını anladı. Bu, bir işaretçiydi. Dosyanın kendisine değil, onun sistemdeki 'yokluğuna' gizlenmiş bir şeydi bu. Babasının ona öğrettiği bir şifreleme tekniği aklına geldi: Veriyi, dosya sisteminin kendisindeki boşluklara, yani 'slack space' denilen, kullanılmayan ama henüz üzerine yeni veri yazılmamış alanlara gizlemek. Bir hayaleti, başka hayaletlerin arasında saklamak.
    Özel bir komut dizisi çalıştırdı. Bu, o boş alanları tarayacak ve bir araya getirecekti. işlem, yavaş ilerliyordu. Ekranda, bir ilerleme çubuğu, acı verici bir yavaşlıkla doluyordu. Her bir saniye, bir asır gibiydi. Yanındaki teknisyenin parmakları, hâlâ aynı anlamsız ritimde klavyeyi tıkırdatıyordu.
    Ve sonra, işlem bitti. Ekranda, tek bir sıkıştırılmış dosya belirdi. Adı: "Yankı."
    Aras, dosyayı kendi cihazına kopyalamaya başladı. Kopyalama işlemi devam ederken, içindeki bir merak dürtüsüne karşı koyamadı. Dosyayı, doğrudan terminalde açtı.
    Açılan şey, bir video dosyasıydı. Babasının yüzü, ekranda belirdi. Ama bu, Ankara'daki bodrumda gördüğü o korkmuş adam değildi. Bu, daha eski bir kayıttı. Babası, CERN'deki ofisinde gibi görünüyordu. Yüzü, heyecanlı ve umutluydu.
    "Günlük, Ek 7," dedi babasının sesi. "inanılmaz bir gelişme oldu. Konsorsiyum'dan bir teklif aldım. Araştırmalarımı, o 'fısıltı' üzerine olan teorilerimi fark etmişler. Ama düşündüğüm gibi, onu susturmak istemiyorlar. Onu anlamak istiyorlar. Bana, sınırsız kaynak ve tam bir bilimsel özgürlük teklif ettiler. Türkiye'de, Toroslarda kurdukları yeni, son teknoloji bir tesiste çalışmam için. Zehra da gelecek. Orada, Hitit döneminden kalma, inanılmaz bir enerji anomalisine sahip bir alan bulmuşlar. Bu, hayatımızın fırsatı. Bilincin doğasını, evrenin en büyük sırrını çözmenin eşiğindeyiz. Projeye 'Kimera' adını vermişler. Ne kadar da şiirsel."
    Aras'ın kanı dondu. Midesi, buz gibi bir boşluğa düştü.
    Babası, bir kurban değildi. Annem de. Onlar, projenin bir parçasıydılar. Gönüllü olarak, büyük bir heyecanla katılmışlardı. O "yem" dedikleri Hitit yerleşkesi, bir tuzak değil, işlerinin bir parçasıydı. Onlar, canavarı yaratmaya yardım etmişlerdi.
    Video devam etti. Babasının yüzündeki o ilk heyecan, yavaş yavaş endişeye, sonra da dehşete dönüştü. "Yanılmışım," diyordu sonraki bir kayıtta, sesi bir fısıltı gibiydi. "Bu, bir keşif projesi değil. Bu, bir silah projesi. Benim bilincin doğası üzerine olan teorilerimi, bir istila yöntemi olarak kullanıyorlar. O 'parazitleri' incelmiyorlar, onları silahlandırıyorlar. Zehra ve ben, buradan çıkmaya çalıştık. Ama çok geç. Burası bir laboratuvar değil, bir hapishane. Bizi bırakmayacaklar. Biz, artık projenin denekleriyiz."
    Son görüntü, babasının o korku dolu, çaresiz yüzüydü. "Aras," diye fısıldadı, sanki doğrudan kameranın arkasındaki oğluna bakıyordu. "Eğer bunu bir gün bulursan... bil ki seni hep sevdik. Ama bilimi, insanlığın önüne koyduk. Ve yanıldık. Bu canavarı biz yarattık. Ve şimdi, o bizi yutuyor. Ama sana bir yol bıraktım. Bir panzehir. Kimera'nın bir zayıflığı var. O çapa... Boyutsal Çapa... O, sadece bir köprü değil. O, aynı zamanda bir anahtar. Doğru frekansla titreştirilirse, bir 'geri çağırma' sinyali yayabilir. Parazitleri, geldikleri o karanlık boyuta geri gönderebilir. Ama frekansı bulmak için... kaynağa gitmelisin. Her şeyin başladığı yere. Fısıltının ilk yankısını bulmalısın..."
    Video, aniden kesildi.
    Ve o an, odadaki tüm alarmlar, kulakları sağır eden bir çığlıkla çalmaya başladı.
    Aras'ın, babasının o gizli dosyasına erişmesi, sistemde kimsenin öngörmediği bir protokolü tetiklemişti. Bir dijital hayalet, kendi varlığını belli etmişti.
    Yanındaki teknisyen, transtan çıktı. Gözleri şaşkınlıkla açıldı. Aras'ı gördü ve ağzını çığlık atmak için açtı.
    Aras, düşünmeden hareket etti. Zihnindeki bütün gücü, tek bir noktaya odaklayarak, adama doğru bir psişik 'darbe' gönderdi. Bu, öldürücü bir saldırı değildi. Bu, bir bilgisayarı yeniden başlatmak gibi, beynin sinir sistemine anlık bir 'kısa devre' yaptırmaktı. Adam, tek bir ses çıkaramadan, sandalyesinin üzerine yığılıp kaldı.
    Ama artık çok geçti. Kırmızı alarm ışıkları, odayı bir cehenneme çeviriyordu. Dışarıdan, koridorlardan gelen koşuşturma sesleri, bağırışlar duyuluyordu.
    Kovan, uyanmıştı. Ve Aras, onun tam kalbindeydi.
    Kopyalama işlemi bitmişti. Cihazını terminalden söktü ve havalandırma mazgalına doğru koşmaya başladı. Artık gizlenmek yoktu. Artık sessizlik yoktu. Bu, artık saf bir hayatta kalma mücadelesiydi.
    Mazgaldan içeri tırmanırken, aşağıda, odanın kapısının patlayarak açıldığını ve içeriye, ellerinde silahlar olan, gözleri o korkunç boşlukla bakan Kimera ajanlarının doluştuğunu gördü.
    Aras, metal tünellerin karanlığında, kuzey şaftına doğru, hayatı için koşmaya başladı. Zihninde, babasının son sözleri, alarmların çığlığı ve kendi kalbinin gümbürtüsü birbirine karışıyordu.
    Gerçeği öğrenmişti. Ama bu gerçek, onu özgürleştirmemişti. Bu gerçek, onu, ailesinin yarattığı canavarın bir numaralı hedefi haline getirmişti. Ve o canavar, şimdi onun kanını istiyordu.
    1 ...