MS 1. yüzyılda Antik Aramice’nin kuzey lehçelerinden biri olarak filizlendi; ana vatanı Antakya–Urfa hattıydı. ilk yazılı örnekleri, Hristiyanlık öncesi dua metinleri değil, incil’in Aramice çevirileriydi.
MS 3. yüzyılda “Nazoreet Kilisesi” ayin dili olarak Süryanice’yi seçince bölgedeki manastırlar birer kültür ve eğitim merkezi haline geldi; Edessa okulları “okuma-yazma Süryanicedir” dercesine bilginin kaynağı oldu.
MS 5. yüzyılda, Sasani sınırındaki manastırlara göç eden keşişler zeytin dallarıyla birlikte papirüs rulolarını da taşıdı. Süryanice, hem papirüsteki el yazmalarında hem de kayalara oyulmuş kitabelerde yaygın biçimde kullanıldı.
MS 7. yüzyılda Arap fetihleriyle birlikte pek çok metin Arap harfleriyle kodlandı; ama köylerin dar sokaklarında ve ibadet sırasında Süryanice mısralar hâlâ yankılanıyordu. Dil, resmi alanlarda geri çekilmiş, farklı bir toplumsal hafıza alanı oluşturmuştu.
MS 10. ila 12. yüzyıllarda Haçlı Seferleri yoluyla Avrupa’nın entelektüel çevrelerine taşındı. Venedik ve Paris’teki gizli çeviri atölyelerinde Süryanice metinler Latince’ye, Yunanca’ya ve Hebraice’ye aktarılırken büyük bir bilgi alışverişi yaşandı.
Günümüzde birkaç bin kişi anadili olarak koruyor; liturji mısralarında kadim bir yankı hâlâ sürüyor. Her harfi, tarihin tozlu raflarından bugüne uzanan yaşayan bir kültür köprüsü.