lanet gece.hatırlanmak istenmeyen ve fakat unutmanın kolay olmadığı gölcük,izmit merkezli depremdir. marmara depremidir.hatta dahasıdır;
ne olduğu hala idrak edilememiş ve tanımlanamayan bir sesin gürültüsüyle yataktan fırlamaktır, bir anlık rekleks ve kuvvetle anne babanın odasına koşmak tam da kapı eşiğindeyken hızlanan sarsıntıyla eşikte yere düşmek ,başına düşen ve o an ne olduklarını anlamadığı şeyleri elleriyle itmek, gözleri sıkı sıkı kapatıp bunun bir rüya olduğunu hemen uyanması gerektiğini kendi kendine bağırırken gözünü tekrar açıp rüya olmadığına inanmak zorunda kalmaktır.
bulunan ilk fırsatta ve hala sarsıntı devam ederken ayağa kalkmak ,kıyamet kopuyor diye bağırıp şehadet getiren anne babaya deprem diye bağırmaktır, "baba deprem" diye bağırmaktır kimbilir kaç kez. taa arka odalarda uyuyan kız kardeşi hatırlamak ve babaya hatırlatmaktır , evdekiler dışında hiç kimsenin akla gelmemesidir, bunun büyük bir deprem olduğu tahmin edilmediğinden "bu gece bitince deprem, nasıl uyuyacağım, uyuyamam ki ben" diye düşünmektir cahilce.
bir yandan üstünü başını giyinmeye çalışmaktır , dış kapıya doğru gidilip gidilip sonradan ayakkabı dolabı olduğu görülen engele çarpıp geriye dönmek, kapıyı açamamaktır, nihayet sarsıntı bitince kendini evden dışarıya atıp , o an ki şok ile tüm çığlık dolu çağrılara rağmen en sevdiği ayakabıları giyip bağcıklarını muntazam bir şekilde bağlamak ve enkaza dönüşmesine ramak kalmış basamaklardan inerek sokağa çıkmaktır, sokakta görülen hengameyle olanların aslında korktuğundan çok daha fazlası olduğunu görmek ama haksız çıkmayı ummaktır, birbirine sarılmış evlerinden çıkan insanlar, çocuk çığlıkları ,arabalarını çalıştırmaya çalışan babalar ,dua eden kadınlardır.
hala sağlam arabaya sahip olduğunu görüp daha emniyetli olduğu düşünülen yerlere doğru yola çıkmaktır, bütün bir geceyi ve sabahı radyo dinleyerek geçirmek ,yere düşmüşcesine yakın yıldızları seyretmek ,kayan yıldızları saymak , başedemeyeceğini anlayıp yarım bırakmak ve dudakları hiç kapatmaksızın içten ve sessiz dua etmektir.
artık evine giremeyecek olduğunu bilmektir 17 ağustos, geçici bir süre de olsa yıldızların altında geçirilmiş bir kaç geceden sonra bir çadır kurup 30 kişi aynı çadırı başa çatı olarak kabullenmek ve buna şükretmektir, hat safhadaki böcek korkusuna rağmen bir köyün çiçekli böcekli tarlasına kurulmuş o çadırda * yaşayabilmektir.
duyulan ölüm haberleri üzerine yakın hiçbir arkraba ve arkadaşını kaybetmemiş olmaya şükretmek, önceden sorun ettiği ufak tefek şeylere hayret etmektir.
üzerinden yıllar geçse de her elektrik kesilişinde başını iki elinin arasına alıp, baba diye bağırıp yere çokmektir. 17 ağustos sadece 45 saniyedir. bir ömür aklınızdan çıkaramayacağınız, kısacık ama yaşananları hatırlayınca çok uzun bir süreymiş gibi gelen 45 saniye ve tüm yaşananlar bu bitmek bilmeyen 45 saniyelik sürede yaşanmıştır.