yıllardır bize (bu cümlede bizden kasıt istiklal caddesine hayatı boyunca çok az gitme imkanı bulan, istanbul'da yaşamayan insanlardır) çok güzel anlatılan istanbul caddesi. "çok boktan abi, travestiler var, kapkaç var, o var, zart var, zurt var ama değişik bir havası da var dünyadan kopuyorum yürüyünce, düşüncelere dalıyorum içinde" şeklinde anlatılır bize. belki de en güzel övme çeşidi kötülüklerine rağmen süpersonik şeklinde bir övme. sanatçılar ya da yazarlar burada takılır geceleri. burada yürür türkiye'nin en farklı adamları. ve gece yürürler, gece binlerce farklı ama kafa adam yürür bu caddede. kutsal bir mekan gibidir böyleleri için. bize (aynı bizden bahsediyorum biz bizeyiz) böyle anlatıldı yıllarca. "o caddeden çok besleniyorum" şeklindeki açıklamaları hep duyduk. ben en fazla 3 kere gitmişimdir o caddeye. ve bir bok anlamadım. haa. benim anlamamam basit bir şekilde "tabii olum az gidince tadına varamamışsın o kutsal mekanın" savunmasıyla bertaraf edilebilir. ersin karabulut olsun, erhan güleryüz olsun (bunlar sadece şu an aklıma gelen 2 örnek) öyle anlattılar ki bu caddeyi bize, ya da sanatçı olsun olmasın -sözlük yazarları gibi- farklı adamlar da öyle anlattılar ki bu caddeyi bize, yüksek beklenti oldu. hemen farklı düşünmeye başlayacağım oraya gidince, farklı bir kişiliğe bürüneceğim, kah ıssız, kah dahi, kah aydın olacaktık. olmadı ama bir değil 3 kere denedim, olmadı. bu cuma bir daha denemeyi düşünüyorum. bakalım olacak mı bu sefer? umutsuzum ama du bakalım.
gerçi vardır böyle yerler istiklal'den başka. kimilerinin çok anlam çıkardığı, kimilerinin anlam çıkaranlara özenip anlam çıkarmak zorunda kaldığı, kimilerinin de bir bok anlamdığı yerler. herkes bilmelidir gibibir hava da yaratılıyor böyle yerleri ayrıca. genelde de istanbul'da oluor böyle yerler. yıllardır öğrenemdiğim bir yer var mesela: yanan bir köprü altı. oraya gidseydim direk şarap içen, saç-sakal birbirine karışmaktan öte bulaşmış, bilge sözlerle karşısındakini çok pis etkileyen bukowski ayarında biri olacakmışım gibi. en azından böyle bir havası var anlatılanlardan çıkan. yine geçenlerde batan bir köprü var. izmir'in kordon'u var. boylu poslu.
işte burlara farklı bir dünya galiba bazıları için. bu arada sonuçsuz, anlamsız, ana fikirsiz bir entry için de okuyanlara uğrattığım zaman kaybı için üzgünüm.
bir de mesela başka şehirlerde böyle yerler yok mu, ya da ben mi alamıyorum o tadı? misal bursa için neresi bu "yer", bu farklı yaşam alanı? arap şükrü mü, heykel mi fomara mı. ben de yıllardır ilki hariç bu ortamların içindeyim ama niye bir tat alamıyorum. ben de mi sorun yoksa bursa'da mı? ya da istiklal insanları ile aramızda görüş farkı mı var? hayata bakış farkı mı? ya da bu fark bir "sıradan insan" ile bir sanatçıruhlu insan arasındaki fark kadar mı? ya dabiri istiklal'e çıkıp nasıl aşk yaşıyor bu caddeyle de ben niye "a şu dükkana da gireyim, müzik güzelmiş, a zenci, a travesti, a uykusuz çıkmış lan, kıza bak" şeklinde bir iç sesle yürüyorum bu tranvaylı yolu. bunu anlamadan ölecek miyim, ya da ilerde ben de "abi çok güzel ortam ya çok farklı bir havası var" diyecek miyim? işte bunu bilemiyorum. ama bilmek için ilerde bu caddede çok uzun zaman geçirmek istiyorum.