hrant dink'i birgün'de tanıdım. onu insanlık adına bir çekim merkezi kılan bir yumuşaklığı vardı sözlerinin. ne kadar güzel akar yazıları, nasıl da anadoluluğu sinmiştir yazısına, nasıl da şehirlidir aynı zamanda. çocukluk resimlerinde babamı gördüm, sözlerinde insanı.
"tırnakları ile kazarak yaşamak" diye bir şey varsa, işte bu hrant dink'in nezdinde türkiye'deki tüm azınlıkların hâlidir. iyi anlarım onu, çünkü bir türk olarak ben de çok azınlıkta görülen bir yerdeyim, cehaleti ile övünmeleri öğretilen cani bir "insan" modelinin hâlâ revaçta olduğu bir ülkede aslî kimlikten sıyrılma derdi ile ona "ihanet etmiş" birisi olarak büyüdüm.
küçükken otobüste kürtçe konuşanlardan nefret ederdim. ah çocuk! nasıl bu hâle gelebildin sen! devlet televizyonunun perde arkasında hep bir canavar şöyle diyordu sana: "bak çocuk, dünya üzerinde senin tek dostun yine sen gibi olandır, ermeniler, kürtler, eşcinseller ve tüm diğerler senin düşmanındır."
bir çocuğu sürekli "iç ve dış düşmanlar"la büyüten bir zihniyetin sakatladığı bir çocuktum ben hrant, babam, abim, kardeşim, sevgilim. hayatın küçük çatlaklarından, senin içine sızdığın bu toprakaların çatlaklarından dışarıya uzatıyoruz bugün bak başımızı. büyüdüm ve "azınlık" olmayı, azaldıkça çoğalmayı artık biliyorum.
tarih kitaplarına, kırmızı kitaplara, "milli güvenlik" kitaplarına, herhangi bir kitaba düşmanlık kelimelerini reva gören insanları anlayamadım ama hâlâ. büyümek anlamaya yetmiyor, nefretten nefret etmek için bile nefrete prim veremeyen biri nasıl anlasın "kitap" denen o evrene düşmanlıkları ve düşmanları tıkıştıran şu zihniyeti? seni okumadık hrant, seni dinlemediğimiz gibi, kendimizi ve kitaplarımızı dinlemediğimiz, okumadığımız, görmediğimiz gibi.
öldürüldüğün günün ikinci yıl dönümündeyiz bugün. adının geçtiği yerde boğazım düğümleniyor. boğazında kocaman bir yumrukla "koca koca adamların" hâlâ nefret söylemi üretmesini izlemek daha da sıkıyor boğazımı. kandan beslenen o canavara yavşak bir gülümsemeyle sundukları nefret söylemleri kendi sonları da olacak, farkındalar mı? sanmıyorum.
dünyanın başka bir yerinde dost bir kucak bulabileceğini bilmek de güzeldir. ben buraya mahkûmum, burası da bu adamlara.