yanından geçmişti sevdiğinin. sevdiği ise onu görmüş umursamamıştı bile. artık onun için umursanacak birisi değildi zaten. bir an aklına o günler geldi.
yalnızdı kocaman üniversite yurdunda, yalnızdı ve bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. kendisini amerikan gençlik filmlerindeki ezik gözlüklü çocuklar gibi hissediyordu. aslında oldukça güzeldi. lisedeyken birçok erkek onun peşinde dolanıyordu, aynanın karşısındayken güzelliğini fark ediyordu. ama birşeyler eksikti güzellik yetmiyordu sadece. kocaman üniversite yurdunda yapayalnızdı.
aradan pek fazla vakit geçmeden birisinin onu gözlediğini gördü. insanlardan bıkmıştı, bir insandı onunla gözgöze gelen. bir erkek, çok yakışıklı bir erkek. olamaz bu kadarı diye içlendi. sağına soluna bakındı kesin ona bakmıyordu çünkü, arkasında popüler bir kız vardır diyerek gözlerini kaçırdı diğer bir çift mavi gözden.
aklında hiç yer edememişti onun, dikkatini bile çekememişti. gelecek sefer konuşacaktı, sanırım. gerçekten gelecek sefer konuştu.
"niçin hep yalnızsınız?"
"bilmiyorum. tek bildiğim, hep yalnızım"
"ben senin yalnızlığına son vermek isterim, lütfen."
"bilmiyorum, belki" dialogu geçti aralarında. bütün gün düşündü, bütün gece. tek kaldığı odasında düşünmekten zar zor uyudu. ertesi gün, yurttan yine tek başına çıkıyordu, kimse yoktu etrafında. birden onu gördü. ellerinde en sevdiği çiçek olan papatya ile.
aşk buydu işte. ellerimiz dolanınca gözlerim kapanıyor, dudaklarımız birbirine kenetlenince hayat mükemmeleşiyordu. onunla birlikte yaşamak için yurttan ayrılmaya karar verdi. birlikte bir ev tutacaklardı böylece sürekli görüşebileceklerdi. ev sahibini görmemişti bile, sadece babasının adını vermesi yetmişti. kaç kişi kalacağını bile sormamıştı. babası karanlık işler çeviren bir medya patronuydu ama evladı ile pek ilgilenmezdi. bu yüzden onu evinden oldukça uzaklardaki, bir okulda okumaya yönlendirmişti.
sevdiğinin ise maddi durumu yerinde değildi, okulu burslu okuyordu birçok kişi gibi baba parasıyla değil. her zaman üstüne yakışacak düzgün şeyler giyerdi ancak asla aşırı süslü olmazdı belki de olamazdı. sevdiğinin ev para veremeyecek olması onun umrunda değildi. çünkü çok parası vardı zaten...
not: sözlükpad e yazıp yarım bırakmışım.. peder zickler kadar olamayacağım ben ona yanarım.*