Dilimizde, Tengri, “tan yerinin ağarması”ndan mülhem güneşe izafe edilen ve “ilâh” manasına kullanılan kelime.
Kâşgarlı mahmut Tengri’nin “ulu tanrı” manasına geldiğini ve “Türklerin gözlerine büyük gözüken her şeye tengri” dediklerini söyler dîvânında...
ilk hâli “üze kök tengri”dir. Üze kelimesi “aşkınlık” manasınadır; böyle olunca da bazıları bu kelimenin direkt tanrıyı değil onun “büyük, yüce” manasına sıfatına izafe edildiğini söylerler...
islamiyetle birlikte “Tanrı” Türklerde “allah” lafzının karşılığı olarak yerini almış, eserlerde kullanılışı bir asır kadar devam etmiştir. Sonrasında bu adet terk edilmiştir; zira, “Tanrı” kelimesinin “çoğul” olması, islamiyet’teki “vahdaniyet-birlik”e ters bir anlayışı da kendinde barındırmaktadır.
Kelimeler, ihtiva ettikleri anlamlar kadar kullanıldıkları sosyal zemin ve kullanış maksadına göre, yani kullananlarca izafe edilene nisbetle de mana taşırlar;
Mesela, “merhaba” kelimesi Arapça “merhamet” kelimesinden gelmektedir ve karşımızdakine olan muhabbetimizi temsil eder ve islam tandanslı bir selamlaşma biçimi olsa da, özellikle solcuların Türkiye’de Etkin olduğu 68 ve sonrasında Marksistler tarafından “merhaba” kelimesi çok sevilerek kullanılan bir biçim olarak gözükmektedir. ideolojik bir anlam yüklenmemiş olsa da, konuşma ve yazı dillerinde sıkça kullanılmakta, neredeyse kendileri ile özdeşleşen bir yapıya dönüşmüştür... demek ki, bir kelime, ihtiva ettiği anlam kadar kullanıldığı yere göre de biçim değiştirmektedir.
Son söz; bu sebeptendir, “Tanrı” kelimesinin içerdiği “çoğulluk” vahid-i ehad-i samed’e, yani “Bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi herbir varlıkta da tecellî eden, hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Ona muhtaç olan Allah.” inancına zıt görülmektedir.