Aynı bir tablo gibi. Yüzü göle dönük, yarı şeffaf, eski yunan kıyafetleri içinde, ince hatlı bir kadın. Biraz Luis Royo tablosu gibi de olabilir. Bana doğru dönüp gülümsüyor. 3 gündür yazacağım yazının düşüncesi içinde boğulmuş ama hiçbir şey çıkartamamıştım. Biliyorum bana bağışlayacağı şeyi, yanağımı uzatıyorum ona doğru. Kolumdan tutup bana doğru yaklaşıyor, kulağıma eğiliyor:
"işler artık böyle yürümüyor.... bebek!"
Bir an her şey donuyor. Bir dakika, bu benim rüyam! Bu amerikan filmi tadındaki şey ne? Bana bebek dedi, ilham perisi bile olsa buna hakkı var mı? Bu ne biçim rüya? Rita Hayworth'lü ilham perilerine ne oldu?
Herşey tekrar akmaya başlıyor bir anda. ilham perime doğru döndüm, bana gülümsüyor. Gözlerim içine bakarak arkasından kocaman birşey çıkarıyor: metalik siyah bir beyzbol sopası. En tepesinde kıpkırmızı bir dudak resmi var. Altında yazan "kiss me mama muse" . Aşağıya doğru bir çok yüz izi var. Neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Periye bakıyorum. "Yardım ettiklerimden hatıra almayı seviyorum, imza almak gibi düşün." Sopayı kaldırdı; son gördüğüm, bana doğru gelen koca bir çift kırmızı dudak....
Yataktan sıçrıyorum. Ne oldu, nasıl oldu, neden oldu... Rüya görmüştüm ve uyanmıştım. Son hatırladığım, kırmızı dudaklar. Başım zonkluyor. Gözlerimi kapatıyorum, tekrar eli sopalı perim. Ama bu kez pek gülümsemiyor gibi. Artık kalkmalı...
Bir fikir vermişti bana ama gittikçe artan bir şiddetle boş başımın içinde sağa sola çarpıyor. Zonklamalar gittikçe artıyor. Periye yarı küfreder vaziyette teşekkür ediyorum içimden. Bu kadar bir şey için o öpücük reva mı yani? Bari biraz daha işe yarar olsaydı.
Bilgisayarın başına oturuyorum. Boş word sayfamı dikizliyorum. Yanıp sönen imleç beni daha iyi hissettirmeyince, internete giriyorum. Ordan oraya sürüklenirken fikrim de beynimin içinde dönmeye devam ediyor. Başımın zonklaması artıyor. Bir anda önümde bir sayfa açılıyor: yumurtlamaya çalışan bir tarla faresi! Bana dönüp, kafasını bir sağa, bir sola yatırıyor. bıyıklarının altından:
"Benim işin seninkinden daha zor" .
Ben sayfayı ne zaman açtığımı düşünürken, dönüp omzumun üstünden, bir tarafa doğru dikkatlice bakmaya başlıyor. Arkamı dönüyorum, olamaz! ilham perim tam arkamda, kızgın gözleri üzerimde:
"Ben o fikri heba et diye mi verdim sana?!". Gene o kocaman bir çift dudak...
Yataktan sıçradım. Hemen kalkıp bilgisayarın başına geçtim. Annem tuhaf tuhaf bana bakıyor..
"Acilen yazmalıyım anne, yoksa gene öpecek!"
(bkz: naftalin kokulu yazılar)