Switch: Her iki role (efendi-köle) bürünebilme özelliği olan.
Bondage: Kişiyi estetik biçimde bağlamaya denir.
Play Party: Kişilerin toplanıp bir arada geçirdiklerini cinsel deneyim partileri.
BDSM’nin tanımını yapmak zor. Eski bir master bununla ilgili ”Ne kadar BDSM ilişkisi yaşayan insan varsa, o kadar BDSM tanımı vardır.” diyor.
BDSM denince sizin aklınıza gelen ne? Kırbaçlanmak, tasmayla gezdirilmek, evcil hayvan muamelesi görmek, aşağılanmak veya acı çekmek mi?
BDSM kavramını anlamak için evvela 19. yüzyıla, Marquis De Sade’a yazdıklarına inmek gerekiyor. Justine*, Juliette* ve Sodom* gibi kitapları hem günümüzü hem de geçmişi kavramak adına önemli. ‘Sadizmin babası‘ olarak da bilinen Sade, hayatının 29 yılını hapishanede, 3 yılını akıl hastanesinde geçirdi. ”Kendi oğlunu çarmığa geren Tanrının bana yapabileceklerini hayal dahi edemiyorum.” diyen Sade, yazdıkları ve yaptıklarından sonra toplum üzerinde olumsuz etkiler bırakmakla suçlanıp hapse atıldığında;
Bir yazar okurlarından sorumlu tutulamaz. Sanatsal deneyim karşılıklı işbirliğine dayanan bir durumdur. Yazar uyarır, okur da buna tepki verir. Yazdıklarımın okur üzerindeki etkisi, okurun ırkına, cinsiyetine, politik görüşüne, akşam yemeğinde içtiği biranın miktarına, yatağının, odasındaki duruş açısına hatta karısını ne zaman aldattığına göre değişen bir durumdur. Değişkenler ise yazarın etki alanının çok ötesindedir. Peki bu durumda ben ne yapmalıyım? Sizin beni denetlediğiniz gibi okurlarımı mı denetlemeliyim?
Beni bedensel günaha ilişkin dayanılmaz bir perhize mahkum ederek mükemmel bir iş yaptığınızı düşündünüz ama yanıldınız, beynimi coşturdunuz. Bana can vermek zorunda kalacağım hayaletler yarattırdınız.