yaran olaylar

entry2145 galeri
    392.
  1. kucağında kitapla huzurlu mu huzurlu ruh haliyle, denizin izlendiği yani kitabın aslında okunmadığı ve amacın yarım saatcik kafa dinlemek olduğu yerlerde geçen abık sıbık konuşmalar bütünüdür bazen.
    hikayemiz insanların sakin sakin yürüyüş yaptığı, gene aynı sakinlikte bazılarının balık tutmaya çalıştığı küçük sahil kasabasının sevimli mendireğinde geçer.
    kucakta kitap meselesi, önemli mesele tabi, bir daha deyineyim hatta yakalamışken dayanayım. denizin çarşaf görüntüsünün kitabın konusunu bastırdığı bir ikindi vakti, hemen beş on kaya yanda, oltasıyla balık tutmaya çalışan kadın ve onun da yanında elinde boncuk tabancasıyla balıkları deniz altındaki arkadaşlarıyla konuşurken vurmaya çalışan, balığı tabancayla öldürmenin çok önemli bir iş olduğundan bahseden çok bilmiş oğlu, kayaların altında bir ahtapot olduğunu görürler. kadın çığlık atarak uzaklaşırken çok bilmiş oğlunu kolundan tutup yanına doğru çeker. o sıra oradan geçmekte olan kasabanın yerlisi olduğu cesaretinden belli, dokuz on yaşlarında bir oğlan çocuğu diğerlerinin ürkek, benimse meraklı bakışlarım eşliğinde elini kayalıkların altında gezdirerek ahtapotu bulur çıkarır. 'pata küte' yere vurmaya başlar, pişirilmeden önce etinin yumşak kalması içinmiş efenim bu şekil. ölüm katılığı şeysi yani.
    çocuk vuradursun yere, o sıra eşofmanlarıyla yürüyüşe çıkmış olan güleç teyze katılır olaya süper sevimli bi şekilde,
    - ayyy o ne, plastik mi? oyuncak mı?
    ben; * yok canlı, gerçek hayvan.
    - ahah hani ne bilim böyle plastik oyuncaklar da var ya şimdi, onlardan sandım.
    yine ben;* hı hı. diyip gülümseyerek savuşturmak istedim. yalan yok.
    final cümlesi şu oldu;
    - yaa, çocuklarda hayvan sevgisi çok fazla.

    şöyle bir baktım yüzüne, yok espri mespri değil. ciddi mi? ciddi. bir; ahtapot okşanıp sevilecek bir hayvan mıdır?, iki; diyelim ki öyle. bu çocuk hayvanı sever gibi mi görünüyor?. evet 'ü' şıkkı olabilir.
    bunları düşünürken yine aynı sahte gülümsemeyle kafamı salladım emme basma tulumba gibi. katılmaktan başka çare yok.
    ben kafamı sallarken, tam yol yaparak yoluna devam etti.
    ve çocuk elinde ahtapotla uzaklaşırken,
    arka kayalıklardan elinde balık malzemeleriyle inen aile grubundaki kadın kocasına şöyle seslendi,
    - aaa hayatım çocuk ahtopot yakalamış gördün mü?
    * hmmm, evet.
    - ay istesene çocuktan akşam pişiririz. veya buzluğa atarız. (çok tipik, akşam yemeğini beleşe getirme, hazıra konma, kocayı alttan alıp kündeye getirme)
    * ya bırak allasen. cıkcıkcık...

    bu kadar insan sahneye fırlar gibi, nasıl olur da ortamı bunca gürültülü (kah yararak,
    kah şaşırtarak), bunca salak hale getirir anlamam, anlayamam. ne anlıcam yav banane.
    3 ...