Roma, “Romulus ve Romus” efsanesine göre i.Ö 753 yılında kurulmuş ve 753-509 yılları arasında Etrüsk kralı tarafından idare edilmiştir. Bu yüzden Roma sanatı kaynağını Etrüsk sanatına dayandırır bazı kaynaklar.
Fakat Yunanistan, Roma hükmüne girdiğinde, dinde ki etkiyle yunan sanatı, Etrüsk sanatına karışır ve bu sanatların sentezi sonucu yepyeni bir sanat anlayışı ortaya çıkmıştır. Kısaca Roma sanatı için Yunan sanatının taklit edilmiş devamı ya da yozlaşmış biçimi de denilebilir.
Roma sanatı temeli mimaride yatmaktadır. Mimari bir kudret gösterisinin biçimlendirilmiş halidir. Heykel sanatının aksine mimarlar Romalıdır. Bu açıdan Roma mimarisi, Romalıların görüş ve iradesinin tipik bir yansıması olarak ele alınabilir. Bu mimariye Etrüsklerin rüstik (duvarları yarı yontulmuş ya da taşın ilkel durumunu anımsatır biçimde yontulmuş taşlarla örülmüş olan yapı) unsurlarını da almıştır.
Fakat bu rüstik zevk Greklerde görülmez. Heykellerinde Helenistik ifadenin yanında Barok sanatın natüralist heykel değerleri de vardır. 4. Ve 5. Yüzyıllarda Grek sanatına hayran bir klasisizmaya da düşmüşlerdir. Roma Akdeniz çevresinden, Asya, Avrupa ve Afrika ülkelerinden de bazı mimarlık biçimlerini örnek almıştır.
Fakat bu çeşitliliğin arasında yapılarına Roma damgasını vurmuştur. Örnek verecek olursak kubbeyi Etrüsk ‘ten almış olsa da kendi kullanabileceği bir yapı biçimine getirip adını vermiştir..
Planlayıcı ve teşkilatçı olmalarının verdiği etkiyle şehirler planlı olarak yapılmıştır. Taş, tuğla ve mermer kullanıp mimari eserler ortaya koymuşlardır. Zaman içerisinde kireç harcını bağlayıcı olarak kullanmış olmalarının etkisiyle kemer ve kubbe yapım tekniğinin ilerlemesine, geniş alanların üzerlerinin örtülmesi ve de geniş mekanlı, kubbeli, anıtsal yapıların inşa edilebilmesini sağlamıştır.
Roma şehrinin örneği günümüze kadar gelememiştir, apartman tipli, katlı binalar bulunmasına rağmen, Pompei kalıntılarında bulunan Roma evleri, düz plana göre kurulmuştur.
Romalılar ahşap çatı örtüsü yerine, büyük mekanın üzerini örten kagir tonoz ve kubbeyi seçmeleri, ağır taşıyıcı duvarların yapılmasında temel oluşturmuştur. Bu nedenle sütunlar daha çok dekoratif amaçlarla kullanılmıştır. Yine bir ilk olarak sütun üslubuna kompozit başlık ’ı katmışlardır. Yine Pantheon ’un inşası da bu dönemde başlamaktaydı.Romalılar dekoratif özellikli Grek yapı sanatına karşılık, fonksiyonel ve structive yapılar ortaya koymuşlardır.
Etrüsk tapınaklarının etkisiyle yapılmış olan Roma tapınaklarının çoğu Yunan tapınaklarına benzemekte. Romalılar merdiven sütunlarını binanın ön cephesine yapmış olmalarıyla farklarını ortaya koymuşlardır. Ayrıca, Yunan tapınakları bağımsızken, Roma kutsal mekanların bir ünitesi biçiminde inşa edilmesiyle yine farkını yansıtır.
Sütunlu caddelerde Roma mimarisinde önemli bir yer tutmaktadır.
Roma sanatı ile gelişen diğer bir dal ise heykel ve büsttür. Alçak kabartma, yüksek kabartma, ronde-bosse (yüzeyden ayrılmışçasına gövde ve iyice belirgin yüksek kabartma) gibi teknikler ile insan anatomisini tamamen ortaya koymuşlardır. Fakat Heykel mimari kadar ileri seviye olmamakla beraber Yunan heykelciliğinin taklidi olmuştur.