aynı zamanda bilhassa 1990 sonrası da tıpkı 1980 dönemi gibi devletin gerek pkk'ya mesafe koyan radikal sol örgütlere, gerek de kürt sorununun barışçıl bir biçimde çözülebileceğine inanan kürt ve türk aydınlarına karşı tutumu, kürt ve türklerin ortak paydada buluştuğu örgütlerin bilhassa lider kadrolarının (yakın geçmişten örnek olarak tunceli'de örgütlü tikko'nun lider kadrosunun yokedilmesi, biraz daha uzak geçmişe bakacak olursak thko ve thkp, dev-sol) nokta operasyonlarıyla dağıtması gibi davranışlar da pkk'ya mesafeli yaklaşan birçok sol örgütü en azından aydın ve militan bazında pkk'ya yaklaştırmış, sanki bir el tarafından solun başka taraflardan algılanması için yoğun çaba harcanmıştır. ayrıyetten unutmamak gerekir ki, bugün pkk önderliğindeki kürt milliyetçiliği bilhassa diyarbakır cezaevi döneminden sonra türk milliyetçiliğine karşı olarak doğmuş ve boy vermiştir. pkk'ya katılımı güçlü biçimde arttıran muamelelerin hiç bir şekilde kabul görmesi söz konusu olamaz elbette. ancak günümüz için konuşursak bu, türk devleti'nin türk halkını daha çok sömürebilmesi için yoğun biçimde pompaladığı milliyetçiliği ıskalayıp da pkk'nın namlusunu devlete değil de masum halka yöneltmesinin bir bahanesi olamayacağı gibi bugün türk ordusunun kürdistan'da yaptıklarını tüm türk halkına maletmek tam da türk devleti'nin istediği biçimde türk milliyetçiliğini ve iki halk arasındaki düşmanlığı körüklemekten öteye gitmez.
pkk'yı en yoğun eleştirenlerden biriyim. ancak bir gerçeklik varsa, bugün pkk'nın durduk yere, rahatın kıçına batmasıyla ortaya çıkmadığıdır. geçmişte yaşananlar iyi tahlil edilmeyip, ağızdan kuduz köpek misali salyalar akıtılarak klavye delikalılığına başvurmak hiçbir şeyi çözmemiştir, bundan sonra da çözmeyecektir.