Evvela izlenmesi gereken büyük bir baş yapıtlardandır diyebileceğim dizidir. Dizi de önemli mesajlar var;
--spoiler--
Dizi Avrupa merkez bankasının darphanesine kendilerini kilitleyen soyguncu ya da devrimci diyebileceğimiz kişilerden oluşuyor. Gerim gerim gerileceğiniz, akıl oyunları nefes nefese kalacağınız güzel bir dizidir. Dizide oyuncular gerçekten kaliteli.
Aşk insana neler yaptırabilir ve neler yaptıramaz paradoksunu devamlı sorgulatıyor. Gerçek aşkın gücü hiç bir şey karşısında duramayacağını gören gözlerin gözüne sokan ve aşkın bir insanı ne kadar savunmasız amma ve lakin ne kadar da güçlü ve kuvvetli yaptığını gösteriyor. Sevin sevilin dostlar. aşksız insan güçsüz insandır.
Dizi gerçekten insanı alıp götürüyor. Ayağınızı yerden kesip, uçurumun kenarına getiriyor. Ardından o uçurumdan ya paraşütle ya da atlayarak iniyorsunuz. Bu inişli çıkışlı zamanlarda adrenalin seviyesinde artış olmaması namümkün.
Dizi de her karakterin kendine has bir özelliği var. Bu karakterlerin her birinin şehir isimlerinden oluşması tesadüf gibi gelmiyor. O kadar güzel hırsız kaç polis kovala dizisidir ki, yapılan her hamle tadından yenmez duruma geliyor. Dizinin içerisinde arada sırada grupça "bella çav" diyerek aslında kötü adam kim? sorularını akıllara getirip halkların partizan ruhunun da pohpohlanması unutulmamış. Hırsızlığında bir ressamı olmalıdır diye düşünülmüş olsa gerek ki, soyguncular evvela Dalí maskeleri ile bankada gezinmeye başlıyorlar.
Sonra dizinin ortalarına doğru Edvard Munch'un “The Scream" maskesi ortaya çıkıyor. Aynı hayatımız gibi değil mi? Başlarda güzel ama ölüm yaklaşmaya başladığında bir çığlık meselesi. Evet işte tam da bu. Aslında yazılacak çok şey var, ancak bazı duygular tarif edilse bile, birazda insan duygularını kendine saklamalı. Neyse efenim çok fazla uzatmaya ne gerek var. On üzerinden 8 girin izleyin.
--spoiler--