Türkler istanbul'u alırken neredeydi acaba Tanrı? Peki, buna ses çıkarmayan Tanrı bu kez Viyana'da niçin bize yüz vermemişti mesela?
Tanrı'yı arabanızın freni patladığı zaman hatırlıyorsanız, çok büyük bir ihtimalle o freni onarmayacaktır.
Bendenizin Tanrisi, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin Tanrı anlayışı gibidir.
Bu felsefeye göre, Tanrı belli hiçbir "yerde" değildir, her yerde ve her şeydedir. Tanrı BiR ve TEK'tir, her yer ve her şey de bir ve tektir. Bir kum tanesi benim hem parçam, hem de kardeşimdir.
Fizik yasaları Tanrı'nın emirleridir. Matematik, Tanrı'nın yazdığı şiirdir.
"Sureti", sen baktığın zaman ete kemiğe bürünür, pardon, yani proton ve elektron kılığına girer. Görüntüyü sen yaratırsın, bu bir yanılgıdır, asıl Yaratan hep o perdenin arkasındadır. Onu göremezsin, bir yerde ararsan bulamazsın, çünkü aynı zamanda senin içindedir. Hem içinde, hem dışında.
Tanrı, ateşler ve dumanlar çıkararak dağların tepelerine inmez, "komşunun karısına sulanmak yasaktır" gibi basit emirler yağdırmaz,Meryem Ana'yı hamile bırakmaz, elinde gönye ve pergel taşımaz, savaşlara, maçlara, tartışmalı pozisyonlara ve hakem hatalarına da karışmaz...