aslına bakılırsa bilinmezlik içinde, nasıl anlatılır sözlerle. denenir belki ulaşılır. kalem dayanırsa kelamlara, yürek dayanırsa yazarken yaşanan hisse, belki söyleyebilir bir kaç şey. en azından denenmeye değer çünkü belkide sonunda kendini anlatmak vardır. belkide gecelere katılabilecek bir anlam saklıdır içinde. derinlerde. kim bilir?
şahsi midir, kim bilir ama melankoli deyince akla yağmur geliyor. her saatte ayrı anlamı olan yağmur. istanbul geliyor her mevsimde bir başka güzel istanbul. ve fikirler birleşiyor istanbul ve yağmur. şöyle bir düşünülürde bu iki kelime ile alakalı ne kadar yazılır, tahmin etmek zor gibi. öykü gibi bir yaşam hayal etmeye gelince, istanbulun sessiz sokaklarında arada bir geçen arabaların tekerleklerinden sıçrayan yağmur suyunun sesleri, yağan yağmurun her damlasında sanki tokatlar atar gibi ok fırlatır gibi yüreğe duygu seli akması. biraz acı gülümsemelerle hatırlanabilecek çocukluk anıları, belki sevdiği tarafından söylenilen acı bir söz, hem acıtması hemde acı bir sevgi bırakması.
ve yolları dünyadan bağımsız sadece tek kişilik şehiri, istanbulu sel götürmesi. düşündürmesi yaşanan acı olayların hatra gelmesi, eskimiş fakat değeri çok ama çok artmış bir sürü olayın gözler önüne hortlaması sanki. belki bir şarkı ile, yada sadece düşünce. yağmura aşık yorgun bir serçe gibi. çektiğin acılar esnasında, sevdiğinin mutlu olmasını istemek gibi. acımak gibi. geçen zamanın arkasından ağlamak gibi. kaleme alınmamış bir sürü melankolik duygu gibi.
oysa sorulsa neye yarayacağı akıtılan onca göz yaşının zamanın arkasından, ne olur ki cevabı? sinir eden delirten, ölmek ile öldürmek arasında cambazlık yaptıran olayların içinde, her ne kadar düşünebilme ihtimali bilinmeksizin, öykü gibi yaşamlar düşlemek. ağlamaktan neredeyse ağlamanın manasız olacağını düşünme noktasına ulaşmak. bazı tehlikeleri, isteyip istemediğini bilemeden, ne istediğini bilemeden yokmuş gibi görmek, görmeye çalışmak. arkanızdan bağıran birine aldırmamaya çalışmak, tabiri caizse takmamak, fakat sonra odaya geçip kapıyı kilitleyip ağlamak. yoran olaylarda bir nefes ağlamak ve devam etmek. kimileri gülmekten yorulmuşken, ağlamaya korkmak. korkmak..
bir düşünce vardır. istanbul veya her ne aşık olunmuş şehir olursa olsun herhalde bunun gibi olurdu fakat istanbul'u anlatacak olursak, ayrılık olunca bir gün, o gün, aşık şehirle yaşanılan her günden çok, her geçen anı ânından çok güzel olduğunu hissetmek. o gün martıların daha bir aşkla çırpınışları göz önüne gelmesi. vapurların çıkardığı sesler, dalga sesleri, sokak kokusundan gökyüzünün maviliğine.. anlatılamayacak bir istanbul hayal etmek o gün. acı çekmek ve kurtulamamak belkide kurtulamamasına kendisi de yardım etmesi insanın. zor bir duygudur. vardır melankoli. olabilir..
anlatıpda bir nokta koyulabilecek bir duygu mudur belki değildir ama onca olabilecek önyargıları unutmaya çalışarak, sevgili ile göz göze iken etraftan gelebilecek etkenleri hiçe saymaya çalışmak gibi söylenmek ister. kelama dökülmek, kalemden akmak ister bu gibi bazı duygular. hayatı bir sinema gibi görüp mekandan çıkmak ister belki. mekandan veya zamandan..