bu başlığa ne yazılırsa yazılsın, gerçekten kafasına koyup icraata geçen insanın ne hissettiği, kararlılığı, nasıl o noktaya geldiği, 'ölüm korkusunun olay ufkunu' nasıl aşabildiği asla anlaşılamaz.
ölenle birlikte bir sırdır o.
şundan dolayı öldüm diye not da bıraksa intihar eden kişi, hayata içgüdüsel bir bağ ile bağlı olan beyin denen organın, bunun tam tersi olan 'kendini yok et' emrini kendine nasıl verebildiği kavranamaz, hissedilemez.
bana göre, insan ruhunun en tepe noktasıdır intihar anı. çünkü bir başka açıdan bakıldığında; elbette intihar etmeyenler de bir gün ölecektir. yani ölüm ister intiharla gelsin, ister cinayetle, ,ister kaza ile, ister savaş zamanında bomba ile, veya hastalıkla ;
ölüm kaçınılmaz; ancak bunun zamanını kendi iradesi ile öne almak ve kendi iradesi ile yaşamına o anda son vermek demek, gerçekten kaldıramayacağı bir yükün altına girdiğinin delilidir ruhun.
yine de intihar eden kişi için durum aynıdır. tıpkı kaza ile ölen ya da kanser nedeniyle ölen kişiler gibi. ölmüştür. yok olmuştur. karbon çevrimine girmiştir.
intihar etmek demek ölmek demektir. ölmek ise ölmektir, yok olmaktır sonsuza dek.
bu yüzden tuhaf bir tarafı yoktur aslında intiharın. her ölüm gibi, yaşayanların düşüncelerine konu olur, yargılanır, tartışılır.
ama gidenler için yolun , yöntemin kısaca nasıl öldüğünün önemi yoktur. onlar ölüdür, yoktur.
bir şekilde kamyon çarpıp ölen kişi ile, savaşta kurşun isabet edip ölen kişi arasında fark olmadığı gibi.
ölüm, kimsenin neden öldüğüne göre muamele yapmaz.
işte tanrı denen yanılgı da bu mantıksız gibi görünen kesinliğe başkaldırıdır aslında. yaşayan insan aklının kabul edemediği , hazmedemediği şey budur ve tanrı arar insanoğlu. ama o da yoktur.