insanoğlunun doğası tamamen buna programlanmış. aileden kopup yeni bir aile kurmaya.
ergen de olsak üniversiteden tatil için eve gelinen zamanlarda sofraya anne yemeği diye hevesle oturduk. sabahları hazır bir kahvaltı sofrasına uyandırıldık. özgürlüğümüzü çok sevsek de aile yaşantısında bizi çeken bi şeyler oldu. yemek bunun sadece küçük bir örneğiydi.
hasta olduğumuzda ve bir bardak su verenimiz olmadığında, kimin aklına anne ve babası gelmedi?
çok çok radikal olun, toplumun anlamadığı şeyler var deyin, farklılığı kovalayın, tek bir insanla hayat mı geçer deyin... bir gün yine aile hayatı özleminiz olacak.
evlenmek istemiyorum, bu bir saçmalık diyenler, tamam yine güçlü olun, güçlü görünün, ama evliliğin güçsüzlükle de bir alakası yok. her şey kötü gittiğinde sizi anlayışla bekleyen bir kucak ne kadar kötü olabilir ki?
etraftaki evlilikler hakikaten de çok berbat. düğünler ekonomiyi sarsıyor. insanların saçma sapan isteklerini yapıp bi de üstüne düğünde ankara havasıyla gerdan kırıyorsun. en kral dram filmlerine fatiha okutturur bu sahne. ama siz istediğiniz sürece bunlar olmayabilir de. hadi oldu diyelim, sevdicek için katlanılmaz mı bunlara? alt tarafı youtube da yarılarak seyrettiğin bir videonun içinde olacaksın. gayet de eğlenceli bence.
amacım evliliği övmek değil. ayrıca niye öveyim? benim ne gibi bi çıkarım olabilir?
sadece evliliğe gidiyor diye bundan korkup senelik ciddi ilişkilere kıyılmasını istemiyorum. kadınlar annelik iç güdüsüyle doğar ve bu yüzden evlilik onlara erkeklerden daha cazip gelir. bu nedenle kadınlar da suçlanamaz. bu yanağında kocaman bir ben' le doğan insana bu niye var demek gibi bir şey olur.
sözlüğün yapısını düşünecek olursam şu an bol eksi alacak bir yazı yazdım. çünkü geyik yapmıyorum. çünkü eğlencesine yazmıyorum. çünkü çevre yapmak için yazmıyorum. sözlükte var olan aklı başında yazarlar yeter. haa biri de okuyup hiç bu açıdan bakmamıştım derse de ne mutlu bana.