aslinda ak parti gençlik kollarından farklı olmayan insanlar. Bunlarla yapılan tartışmalarda olayı hemen demokrrasi savunuculuğuna çekip hemen ardından da, Hrant Dink cinayetine bağlnaması, oradan alevi haklarına yetmezmiş gibi karşı tarafı darbeci faşistlikle suçlamak gerçekten tartışma retoriğinin en "iğrenç" görünümü oluşturuyor. Zira genç siviller açıkça görüldüğü üzere demokrasiyi savunmuyor, seçtikleri kendi dünya görüşlerine uygun "şeyleri" savunuyor. Belki de bu genç yaşlarına rağmen içlerindeki Ahmet Kaya tarzı "yorgun demokrat" oluştu, bu onları içlerinden kemiriyor. Lakin önemli olan garip birşey varki genç sivillerin demokralığı Zaman gazetesi hariç anarşist gruplardan, TKP'ye, işçi Partisi'nden Jakoben Laiklerimize, Vakit Gazetesi'nden Hürriyet liberallerine kadar "ılımsı siyasal islam" kanadı dışında siyasetin tüm yelpazeleri tarafından eleştiriliyor. Sonuç olarak anlaşılan bu eleştiri onları bir nebze de seslerini duyurmak için siyasetin ılımı islam kanadının medyası konumundaki fethullah gülen ve albayrak tarafına yaklaştırıyor. hatta yakında kanaltürk'te görebiliriz. Fakat daha önceden bahsettiğimiz gibi önlerine gelen demokrasi vücudunu iyice parçalamamak için 1 gün öncesinden insanları 1 Mayıs'a davet edip oraya sadece tek kişiyle katılan bu da yetmezmiş gibi orada eziyet gören insanları alaycı bir köşe yazısıyla aktaran, 1 Mayıs olayları hakkında en ufak bir örgütsel açıklama yapmayan grup sırf 1 Mayıs çağrısı ile tatrışmların sütununu kendilerinin 1 Mayıs'ı savundukları yönünde kuruyorlar. Yetmiyor güya Tuzla olaylarına değiniyorlar. Ama Tuzla olaylarına bizzat isimleri karışan çalışma ve sosyal güvenlik bakanı'nı isimlendiremiyorlar. Çünkü bu sefer o sesini duyurabildikleri yerlerde kendileri konuşamaz. Açıkça Hrant Dink cinayeti için bağlantı kurulan lakin soruşturma izni alınamayan bazı emniyet müdürleri için iç işleri bakanını istifaya davet edemiyorlar. Aleviler hakkında açıklamalar yapan diyanet işleri başkanı'nı ilgili bakanı demokrasi sınıfına almıyorlar. Ondan sonra bu hareketleri eleştirilince bir anda sizi Genelkurmay Yargıtay bildirilerini savunuyorsunuz diye suçluyorlar. Efendim bu ana kadar dilimizi tuttuk lakin artık zor. Ulan godoş, ben senin tipsiz demokrasi anlayışını yani katıksız AKP yalakalığını suratına vuruyorum, sen üniversielerinde fırıl fırıl gezerken benim arkadaşlarım Yargıtay kararlarıyla müebbet hapislere atıldı, o darbelerde çocukluğumun en kötü günlerini yaşadım babasız abisiz. Yetmedi senin şimdiki ılımlı islamcıların satırlarla peşimizde koştu, sen bilmezsin belki ama amfi de kız erkek yanyana oturtmadılar, sen bilmezsin ama Hrant Dink öldüğü zaman yaşlı annem ağladı hem bir devrimcinin ardından hem bir Ermeni'nin ardından, bir demokrat öldü diye üzülüp, bir Ermeni eksildi diye ağlamadı. Sen şimdi kalkıp, daha bu devletin "demokratik olmayan" yüzünün üzerimdeki yaraları iyileşmeden beni kalkıp darbeci, sünni, bürokratik elitist ve faşist yapıyorsun. Bu kelimeleri alır döndürür sana geri iade ederim bir tarafından. Arkana aldığın üç beş gazete ve bilmem neyimden gelen dergilerle şimdi kendini güçlü hissedebilirsin, bu yolda da devam edebilirsin lakin kafasına inen yeşil şeriat satırlarının işkence odalarının, ölen arkadaşlarının göz yaşlarının izlerini taşıyan 60'lik babamın kıçındaki beyaz kıl kadar bile demokrat olamazsın. O izleriyle faşist, sen medya gazınla demokratsın. Al bunu koy karşına bakıp bakıp eğlen şimdi.