bir insanın başına gelen olaylara verebileceği en samimi tepkilerden biridir. vücudun sigortalarındandır. aşırı üzücü bir olaya maruz kalındığında iç yakan hüznün ruhsal bir bunalıma dönüşmesini önler ağlamak. o meşhur ''ağla rahatlarsın''lar boşuna söylenmez. ancak bir de ağlayamayanlar vardır ki; onlar ağlayanlara özenirler. hala ağlayabilenlere. bu soğuk ve günden güne soğuyan dünyada kalbini ve ruhunu çelik kafeslere kapatmış insanlardır bu kişiler. hayata karşı sert bir tavır takınmışlardır. onları tanıyanlar ne kadar ağır, oturaklı, kişilikli olduklarından bahsederler. oysaki yalnızca soğukkanlıdır o insanlar. samimi insanlara, sıcak gülüşlere ve daha içten insanlarla dolu bir dünyaya özlem duyarlar. gördüğü suretlerin yarısından fazlasının maskeler ve sahte kişilikler ardına saklandığını bilen gerçek insanlardır bu kişiler. sahnedeki acemi oyuncular ve hayat tiyatrosunun çirkinliği o kadar ağır gelir ki bu insanlara, ağlamayı bile isteye unuturlar. çünkü bilirler ki; ağlamak en fazla onlara zarar verecektir. zamanla bu unutuş bir yok oluşa dönüşür. ve istense de ağlanamaz artık. zamanla kullanılmayan o yetisini kaybetmiştir bünye. bu şekilde yıllar geçer, kalbi saran çelik kafes zamanla paslanır ve kırılır. içinde kendisi genç ama ruhu yaşlı bir kalp vardır. ve yıllardır gözlerin yapamadığı görevi o devralmıştır; ağlıyordur. ağlamak, ağlayabilmek... ne güzel şey.