Daha önce buna yeltenmiştim. Bir anlık boşluk sonrasında yaşam ve ölüm arasındaki karamsarlığın arasında kalmak ve ölümün ağır basması.Aslında korkaklığın ta kendisi..Mücadele etmekten kaçmak, ölümü cesaret saymak vs vs. dediğim gibi aslında korkaklığın ta kendisidir. aşk acısı, işsizlik,vicdan azabı yada yalnızlık gibi hislerin ağır basması sonucu ortaya çıkan ve insanı sarmalayan tuhaf bir duygu. Başkalarını mutlu etmek için yaşayan insanların ve bunu başaramadıklarında- madem öyle o zaman ben de ölümümle sizi üzeceğim ve ilgiyi üzerime çekeceğim diye düşündükleri şizofrence ve sadistçe bir iç güdüsel oluşum. Halbuki mücadele etmek, kendin için yaşamak, kendini mutlu etmek ve bunları başardığında sevdiklerinin zaten mutlu olduğunu görebilmek ve en önemlisi çözümün ölüm değil, yaşamak olduğunun bilincine varabilmek..işte her şey burada başlıyor. Ölümünle birilerine vicdan azabı mı çektirmek istiyorsun. Saçmalıyorsun, ona en büyük vicdan azabını yaşamınla ve güzel bir ömür sürerek, kendini ve çevrendeki insanları mutlu ederek sağlayabilirsin. Yani kendini yok ederek korkak biri olarak anılmak mı istiyorsun yoksa mücadele ederek sana inanmayanlara büyük bir yaşam dersi mi vermek istiyorsun. Pes etme muhakkak başarırsın. Son kitabımda kullandığım bir sözümle bitireyim: Kimseyi mutlu etmek için doğmadın ki, seni mutsuz edenler için ölesin.
Ve unutma, Nazım ustanın dediği gibi;
Yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.