aylak adam

entry262 galeri
    218.
  1. --spoiler--

    ARAYIŞ

    Aylak Adam… Bir işi gücü, evi barkı olmadığı gibi bir adı bile yok. ‘C.’ Diyor Yusuf Atılgan ona.
    Monotonluğa, düzlüğe, alışkanlıklara tamamen karşı çıkan bir adam… Hem alışılagelmişin dışında,
    farklı olanı arıyor hem de doğru olanı… Sürekli bir arayış hâli içerisinde. Çabalarının nafile olduğunun
    da bilincinde üstelik, sonucu olmayacak bir mücadelenin peşinde. Kim bulabilmiş ki zaten? Hatta, kim
    zihninin derinliklerinde yatan kişiyi aramaya cesaret dahi edebilmiş? Toplumun her ferdi, en
    küçüğünden en büyüğüne bir tekdüzeliğin pençesinde kıvranmıyor mu? Bu soruya evet demek çok da
    doğru olmaz. Bu durumdan rahatsız veyahut şikâyetçi değiller çünkü. Farkında dahi değiller. Farklı
    olan iki kişi var yeryüzünde: birisi ‘ben aylakım’* diyen ‘C.’, öteki ise hiçbir zaman bulunamayacak
    olan aranan kişi… Evet, Aylak Adam çok farklı. Zengin değil, paralı. Tembel değil, aylak. Bazen tiksinti,
    bazen hayranlık, bazen acıma bazen de takdir etme şeklinde birbirine taban tabana zıt gelecek hisler
    uyandırıyor ‘C.’ üzerimizde. iki kişilik bir dünya istiyor, kesinlikle üçüncü bir kişisi veyahut üç odası
    olan bir dünya değil. Bu hâliyle katıksız yalnızlığı, anlamanın ve anlaşılmanın imkânsızlığını temsil
    ediyor. Evet, Aylak Adam kendisini ‘eli paketli’lerden farklı görüyor. Zaten, düşünebilen her insan
    kendisini farklı görmez mi? Çevresinde kimse onun gibi değildir. Onun haricinde herkes aynı düşünür,
    bir amaç uğruna yaşar. Çalışır, kazanır, sabreder, yaşlanır ve ölür. Mutlu yaşar, mutlu ölür.

    Matrix adlı
    film serisinde Cypher adlı karakterin Ajan Smith’e söylediği, ingilizcesi ‘Ignorance is bliss’ olan
    ‘Cehalet mutluluktur.’ sözünde özetlendiği gibi, farkında değildir dışarıdaki evrenin. Kendi küçük
    dünyasında tantanasız, sakin, huzurlu, köşeleri olmayan bir hayat sürer. “Dünyada hepimiz sallantılı,
    korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki
    tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına.
    Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır.
    Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım.
    Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “-Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur,” demesini isterdi. Daha
    gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri,
    gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle
    birlikte düşünen, duyan, seven bir kadın!” Arıyordu hep gözleri. Tramvayda, sinemalarda, sahillerde, lokantalarda, kalabalıklarda
    aradı. Kahvehanelerde, okul köşelerinde bekledi. istedi gelecek olanı. Çağırdı kendince. Hareket eden,
    bekleyen kalabalığın içinde O’nu aradı.Çokça bir şey değildi aslında istediği. Anlamak ve anlaşılmak istiyordu. Belki o da farklı
    değildi? Herkes gibi güvenebileceği, onu anlayabilecek, onunla birlikte hareket edebilecek birisini
    aramıyor muydu? Kendine ait bir dünyası onun da vardı. Evet, başkaları gibi hep aynı lokantada
    yemiyordu belki ama hep farklı lokantalarda yiyordu. Onun da hayatında hep bir ‘hep’ kelimesi
    oluyordu. Belki de O’nu bulamaması C. için daha iyi oldu. Herkesten farklı olduğunu düşünen, bazı
    şeyleri sadece kendisinin görebildiğine kendini inandırmış olan C. kendisi gibi farklı olduğunu düşünen
    bir kadınla birlikte olduğunda birbirlerine ne kadar katlanabileceklerdi? Toplumun en küçük birimi
    olan kadın erkek birlikteliği de mekanik bir sistem gibi değil midir? Eş zamanlı hareket eden ve birbirini döndüren iki dişli gibi. Bir dişin diğerinden sonra gelmesi, önden gideni desteklemesi ve
    arkadan gelenden destek alması ile mevcudiyetini sürdürür bu sistem. Peki, dişleri tam üst üste
    gelecek şekilde aynı olan iki dişli düşünelim, bu sistemin hareket etmesi mümkün müdür? Elbette
    değildir.

    Aylak Adam farkında mıydı bilinmez ancak insanı hayatta tutan tekdüzelikler ya da farklılıklar
    değildir. insanı yaşama bağlayan şey arayışlar ve arzulardır. Aylak Adam’ı da her gün yatağından
    kaldırıp nefes almasını sağlayan şey aslında aradığı ‘O’ kadın değil o kadını arama durumudur.

    --spoiler--
    2 ...