şüphesiz en tuhafları taksiciler ile girilen diyaloglardır. günlerden bir gün roark bir yere yetişmek suretiyle taksiye atlamıştır. gidilecek yer söylenmiş, fazla laubali sohbetten hoşlanmayan bir bünye olarak eldeki dergiye dönülmüştür. lakin o da nedir tuhaf giden bir şeyler sezinlemektedir. nedir onlar? efendim dikiz aynası ayarlanıyor, fütursuzca göz atmalar, kesmeler alıp başına gidiyor. bir de üstüne orhan gencebay'ın beni böyle sev seveceksen parçası açılmış, ortam tamamlanmıştır.
işin fena tarafı adamın gittiği yol, söylediğim yerden geçmekte midir onu anlamayan ben; böylece bu muazzam diyaloğu başlatmış olurum;
roark: pardon ama bu köprüden dediğim yere ulaşabilir miyiz?
taksici: tabi. olma mı, bu köprü yeni yapıldı. kestirmeden gidiyoruz.
roark: öyle mi? nereye çıkıyor şimdi bu yol?
taksici: siz nereye isterseniz oraya çıkar. **
roark: * sağlam yapmışlar desene.
denir ve fondaki eşsiz müzik ile bu muazzam yola devam edilir.