"uzun lafın kısası, demokrasinin kurallarını pek önemsemeyen iki ayrı kesimdiler ama her ikisi de onun en tutkulu bekçileri, en somut örnekleri olduklarına inanmıştı."
(...)
Amerigo Ormega saat sabah beş buçukta evden çıktı. Bütün gün yağmur yağacağa benziyordu. Sandık gözlemcisi olacağı oy merkezine gitmek için, hala eski arnavutkaldırımı döşeli dar ve kemerli sokaklardan, içinde kesinlikle kalabalık ailelerin oturduğu ama o pazar sabahının erken saatlerinde herhangi bir yaşam izine rastlanmayan yoksul evlerin önünden geçti. mahalleyi iyi tanımayan Amerigo şemsiyesini yana eğerek bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun yüzünü ıslatmasına aldırmadan, kararmış tabelalardaki sokak adlarını- belki artık kim oldukları unutulmuş hayırseverlerin adlarını-okumaya çalışıyordu.
(...)
Kitaplığı oldukça kısıtlıydı. Zamanla, en iyi şeyin fazla kitap bulundurmamak olduğuna karar vermişti. Gençliğinde dağınık, her eline geçeni okuyan, okumaya doyamayan biriydi. Olgunlaştıkça düşünmeye ve gereksiz şeylerden uzak durmaya başlamıştı.
(...)
amerigo, "gönül borcunu ödemeye kimsenin karşı çıktığı yok, sayın başkan" dedi. ama "burada siyasal bir seçim yapılıyor. sorun, herkesin kendi düşüncesine göre oy vermesini denetlemek. bunun gönül borcuyla ne ilgisi var?"
(...)
savaştan sonra, oy verme zorunlu tutulalı beri, hastaneler, düşkünlerin yaşadığı yurtlar ve manastırlar hristiyan demokrat parti için büyük bir oy deposu oluşturuyordu.
(...)
her zaman aşırıya kaçan, en uç noktaları bağdaştırmaya çalışan amerigo hem durmadan çatışmak ve savaşmak hem de aynı zamanda, her şeyin ötesindeki bu dinginliğe kavuşmak istiyordu.. ne istediğini o da bilmiyordu; sadece herkes gibi kendisinin de, sürmeyi arzuladığı yaşamdan ne denli uzak olduğunun bilincindeydi.