(...)
içimdeki suskun monologu göğüslemek bahsini elimde susamış neşter ile yatırdığımda masaya ikinci bir intihar vakasıyla karşılaşmak şaşırtmadı beni.
gece sabaha ulaşmak için çabalamıyor, ayak tabanları patlarcasına diretiyor, daha bir koyulaşıyor bu anlarda kalemlerden sızan mürekkep ve keskin-ince çeliklerin açtığı derin yarıklardan süzüleduran kan.
"lili beni sev" otuz yedi tane senenin geçmesi mi gerekli ölebilmek için, sahi ölebilmemiz için ne gerekli? onüçbinbeşyüzbeş gece bir intihar için yaşamak.
hepimizin hayatına baktığımda gördüğüm şehirler aynı, hepimiz bedenlerimiz ya da düşlerimizle aynı kentlerin aynı otellerinde hep, sana baktığımda hepimize bakmış (birimize baktığımdaki gibi) oluyorum/ölüyorum.
kadınlar, mektuplar, otel odaları ve kan, geride kalmış basılmış ve basılmamış kitaplar. bu çok tanıdık ve "bu çok iyi".
(...)