sonunda bazı sevenlerinin hakkındaki bazı gerçekleri itiraf ettiği sahte peygamberdir.
böylece şu "akıl hastahanesi" meselesi çözülmüş oldu... umarım kendisini tımarhaneye tıkanın kemalistler olduğunu iddia edecek kimse çıkmaz artık...
ne var ki hakkındaki gerçekleri anlatan sevenleri, tımarhaneden sonra, hop ittihatçılar tarafından 31 mart ayaklanması vesilesiyle yargılanmasına atlıyorlar!... ittihatçılarla işbirliği halinde 2. abdülhamit han'a karşı çalıştığı dönemi, ittihatçılarla birlikte çıktığı rumeli gezisini, meydanlarda yaptığı konuşmaları gözardı etmişler. evet, said-i kürdi ittihatçılarla işbirliği yaptı ama bir süre sonra onlara karşı döndü. bu arada 31 mart ayaklanmasını kışkırtan ingiliz ajanı derviş vahdeti'nin volkan gazetesinde yazdığı halde, serbest bırakılmasının üstüne "yaşasın zalimler için cehennem" diye bağırması da ilginçtir. isyanı kışkırtan bir gazetede yazan bir şahsın, suçsuz bulunup, serbest bırakıldıktan sonra kendisini yargılayanlar için "zalim" demesi, akla ikinci abdülhamit han'ın doktorlarının haklı olabileceğini getiriyor.
gelelim istiklal harbimize istanbul'dan yardım ettiği iddiasına... said-i kürdi'nin kurucu üyelerinden olduğu, sonradan adını "islam teali cemiyeti" olarak değiştiren, "cemiyet-i müderrisin" 26 eylül 1919'da içinde şu ifadeler
--spoiler--
"Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemâl ve Kuvâ-yı Milliyye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdâne bir surette kaçarken,; kendinize ne hakla, ne yüzle, ne utanmazlıkla Kuvâ-i Milliye namını veriyorsunuz? … Utanmaz hâinler, artık yetişir, yakamızı bırakın: Cenâb-ı Hakk’ın gazap ve lâneti sizin üzerine olsun! ; Şimdi sulh imzalandı Kuvâ-yı Milliyye belâsının tevlit ettiği mecburiyetle gâlip devletlere karşı yeniden taahhüt altına girdik. Devletler şimdi bize: “Eğer Anadolu’da Kuvâ-yı Milliyye isyanını devam ettirir ve bastıramazsanız istanbul’u da elinizden alacağız” diyorlar. Kuvâ-yı Milliyye eşkiyası ise istanbul’u da elimizden çıkarmak ve memlekete son hizmet şeklinde son ihanetlerini de yapmak için çalışıyorlar."
--spoiler--
geçen bir bildiri yayınlamıştır. daha sonra buna benzer iki bildiri daha yayınladılar. ilk bildiri said-i kürdi cemiyetin yönetim kurulu üyesiyken yayınlandı. taraftarları söz konusu bildirinin said-i kürdi'nin haberi olmadan yayınlandığını ve buna kızan said-i kürdi'nin cemiyetten istifa ettiğini söylüyorlar. dedikleri doğruysa istiklal harbimize yaptığı tek "hizmet"(!) budur. başka hizmeti olduğunu iddia eden varsa, buyursun yazsın...
trablusgarp ve 1. dünya savaşı sırasında osmanlı'ya hizmet eden arap asıllı şeyh sunusi bile istiklal harbimizde anadoludadır ve kasabaları gezerek kuvvayı milliye lehine propaganda yapmaktadır. harp boyunca istanbul'dan ayrılmayan said-i kürdi'nin ise yaptığı bu kadardır...
batılıların telsizleri, radyoları melekleri, cinleri devreye sokarak çalıştırdığını sanan söz konusu şahsın "...asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. bu hususta en derin mes'eleleri hallettim. hattâ bu hususta da bazı eserler te'lif eyledim." demesi de nasıl bir şahıs olduğunun en açık delilidir. hangi "fen" ile meşgul olmuş? o "fen" konusunda hangi meseleyi halletmiş? "fen" konusunda hangi eserleri telif etmiş? bunları hangi fen eğitimi ve bilgisiyle yapmış?
sevenleri son paragrafımdaki sorularıma yanıt verebilirlerse, "müfteri" olduğumu (!) açıkça kabul edip, hakkında olumsuz tek bir satır daha yazmayacağım.