yirminci dakikasından itibaren midem bulanmaya başladı ve sanırım bütün gece uykusuzlukla birlikte bana eşlik etmeye devam edecek. kusmamak için kendimi zor tuttum. bu filmin yaptığı bu.
bu yaptığı nedeniyle onu kötü, berbat, iğrenç bulabiliriz. duygularımızı sömürdüğünü söyleyebiliriz. ama tam tersi doğru olamaz mı? belki de bulanan midem değil de, benden uzakta yaşanan onca gündelik sıradan rezilliğe kayıtsız kalmaya şartlanmış duygusuzluğumdur. en basitinden kilo vermek için dırdır eden kadınlar, yirmidört saat tv seyreden komşular, akrabalar. bunlar değil mi sıradan gündelik rezillikler? insanın kendine bile itiraf edemediği yalnızlığı... bu değil mi rezillik? o rezillik değil mi ki açıklamak zorunda kaldığımızda salak salak sırıtma ihtiyacı hissettiğimiz?
bu film, hergün üzerine basıp üstümüze sıçramaması için dua ettiğimiz çamuru başımızdan aşağı boca ediyor. gerçeği yüze vurmak asla sevilmemiştir. belki de bunu kabullenemeyecek derecede zavallı olduğumuz için. mesele uyuşturucu kullanmaksa bu illa damardan almayı gerektirmez. mesele uyuşmak ihtiyacıdır. bu filmse tam tersini yapıyor. adını da sonuna kadar hak ediyor.
kendime not: hayatın ne bok olduğunu anlamak o boku koklamayı kolaylaştırmıyormuş. felsefe:0 hayat:1.