bir gün yolda yürürken toplumun bize yüklemiş olduğu sorumluluklara ve bize biçmiş olduğu rollere göre yaşadığımız aklıma geldi. onlar neyi beğeniyorsa öyle yapmak zorundaydık. onlar tarafından kabul görmenin tek yolu buydu ve biz bunu öyle içselleştirmiştik ki artık günlük hayatta ne yapıyorsak bunun için yapıyor ve nedenini artık hatırlamıyorduk. bunları düşünüyor ve kendi kendimi sinirlendiriyordum ki birden mihail geldi aklıma. bir kaç dil bilen, geçmişte aristokrat bir yaşamı, hayata dair bir felsefi görüşü ve entelektüel birikimi olmasına karşı onun yarısı bile olamayan sosyal çevresi tarafından "bitli" diye "çırak" diye aşağılanarak çağırılıyordu. ve mihail bundan zerrece gocunmuyordu:
--spoiler--
"ama biri çıkıp size: "bitli!" diye bağırabilir, başıma sık sık geldiği gibi. bitliyseniz, dedikleri gerçektir; değilseniz o yanılmış demektir(...) "
--spoiler--
edit:
Beni hor görme kardaşım
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan varolmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım
Ne varise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım
Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım