ismine yakışır güzellikte bir eser sunmuş. insanların tüm kutsal saydıklarını reddedip kendisine ram olmaları durumunda dahi doymayacak bir iştahı var gibi. son örnekte görüldüğü üzere egosunun haykırışlarını "beğenmiyorsan defol git"e oturtup; "neden çekip gidemiyorsunuz, neden hala buradasınız, neden kendi sitenizi kurmuyorsunuz, neden sitenizle kişisel başarınızı test etmiyorsunuz?'larla 5n krizine girmiş kişi. cevapları da dış ve iç ses-orası feraset- olarak vermiş; "çünkü, ekşi sözlük bir marka. benim markam! binlerce yazar, yüzbinlerce okuru var. burada farkediliyorsunuz, varlığınız burada olmanızla bir anlam kazanıyor. itiraf edin, hayatınızın tek gerçeği ekşi sözlük ve bunu ben yarattım. aidiyet hissinizin temeli bu. çekerim fişi göt gibi muallakta kalır anlamsızlaşırsınız."
ekşi sözlük'ün yazarları üzerindeki etkisi malum. gelişim ve değişim sağladığı yadsınamaz. kalite açısından da bir yerlere oturmuş. fakat, bunların izdüşümü sahip konumundaki şahıs üzerinde de çok kötü etkiler bırakmış görüldüğü üzere. bazıları masum addedilebilecek bir takım hislere geçiş yaparken sözlüğün efendisi; kapitalistleşmiş, azıtmış, vahşileşmiş, tanrılaşmış, her şakayı aşırı ciddiye alır olmuş. bahse konu entry ile de sözde bir farkındalık sunmuş. kutsal bilgi kaynağındaki çok büyük bir eksiği doldurmuş. sözlüğün kilometre taşını kalıplandırmış, dökmüş, dikmiş.
burada iğrenç bir feodal düzen kurmuşsun. senin çiftliğin, senin kuralların, senin paran, senin kazancın ve amade kölelerin. bir dünya görüşün var, içinde özgürlük-eşitlik barındırdığını düşündüğüm; kendine sorman gereken birilerinin kutsal saydığı değerleri eleştirirken sen kendi fikri zemininde ne gibi kaymalar yaşadın? "lan hoş şeymiş şu yeşil banknotlar, eşitlik de fasaryaymış ha. zaten o binlerce yıldır söylenegelen fakir tesellisi değil midir." (?)
sözlüğün yönetim kademesi ve şahsi duruşun ne kadar eşitlikçi? söz hakkı tanıdığın karşıt görüşlü biri varsa dahi yine sana kazanç olarak dönecek keyfiyete sahip olmalı değil mi? sözlüğe pirim sağlayacak niteliklerle donanmamış birini yok sayıp "sizinkiler" hanesine bir çentik daha atman da bu bağlamda gayet normal aslında. elinde kişisel nefretten ve para kaybetme endişesinden doğan bir kara liste var eminim. geçmişte içlerinde çok iyi anlaşıp da şimdilerde ters düştüğün arkadaşların da vardır mutlaka. bu durumda ortaya bir soru çıkar; ters düşme ve nefretin oluşma nedeni efendiliğinin asi kölelerce tanınmıyor olması mı, "kıskanıyor işte ibneler" düşüncesi mi, yoksa kazanç kapına vurulduğuna iman ettiğin ağır yumruklar mı? verilecek cevap değişmez bir sonuca varıyor; eleştirdiğin kişilerden daha kötü durumdasın. burası, birilerine yaftalamaya çalıştığın fakat asıl senin kimlik bulmanı ve statü kazanmanı sağlamış olan mekan. bulduğundan doğan yüksek lezzetteki hoşnutluğunu da önceleri refleksi-belki- daha sonra ise bilinçli-kesin-bir şekilde korumaya çalışmakla gösteriyorsun. bunları yazan dokuzuncu nesil bir çaylak. tanrımsı gücünle! 10küsür entrysinin götüne sağlam bir tekme çakmak suretiyle sözlüğün tozlu raflarına yerleştirebileceğin biri. olsun be, çok bencilce ve belki de bu saçma ama, yine de rahatladım*.
*=çok da sikimde.
bay/bayan meraklılara not: ssg'nin şahsı ile bir alıp veremediğim yok. entrydeki/meseledeki amaç; tabulara savaş açmış, aklınca yergi mekanizmasıyla mizaha kalkışmış bireyin kendi tabulaşmasını fark etmemesi ironisini sunmaktı.