yıllar önce hoşlandığım biri tarafından "zayıflık" olarak nitelendirilen duygudur.
ergenlik çağlarımdı, hani her sana ilgi gösteren insanların gözüne hoş göründüğü zamanlar. ota boka aşık olma evresindeydim, komşuluğumuza yeni taşınan benden 7-8 yaş büyük biri vardı. geldiği günden beri çok iyi anlaşıyorduk, o ilgi gösterdikçe ben kendimi kaybediyor ona aşık oluyordum. her hareketinden bir anlam çıkarıp, boşuna tribe giriyorum. bir gün onun laflarını yanlış anladım ve kırıldım, önce farketmedi ona darıldığımı. yanına gidip surat astım, ne oldu dedi. cevap vermedim. karşıma geçip kafamı kaldırdı
- seni üzecek bişey mi yaptım?
+ gitmem lazım
- dur nereye! önce niye üzüldüğünü söyle
+ sen bana laf arasında bacaksız mı dedin?
- yok o laf sana değildi, yanlış anlamışsın. hiç öyle şey söyler miyim ben?
+ niye? (içimde bir umut vardı soruyu sorarken, bu tavrı bana özel sanıyordum)
- ben kimsenin kalbini kıramam, ister erkek olsun ister kadın. ister yakınım olsun, ister hiç tanımadığım.
o an ne diyeceğimi bilemedim, onun için herkes gibiyimişim. bu çok ağır geldi, ben neler kurmuşum neler düşünmüşüm kendiliğimde. aptallığıma ağlamaya başladım
- hayda şimdi ne oldu, niye ağlıyorsun?
+kötü hissediyorum kendimi, sana bişey sorabilir miyim?
- tabi
+ aşık olunca nasıl hisseder insan?
- güçlü hissettiğini sanır ama gün geçtikçe daha da zayıfladığını hisseder.
+ nasıl yani?
- birini seversin bu normaldir ama biri için kendini kaybetmek saçmalıktır. aşk yok eder insanı ve en büyük zayıflık aşktır. insan kimse için zayıf düşmemeli! karşılığı olan aşk bile gün gelir yakar canını, karşılıksız olanı felaket zaten. hayırdır niye böyle sorular soruyorsun, aşık mı oldun yoksa? (gülerek)
+ (göz yaşlarımı silip) yok canım, zayıflığa yenik düşecek göz var mı bende?
- var malesef, hala ağlıyorsun baksana.
anlamıştı, ama beni daha fazla üzmemek için belli etmemişti. haklıydı aslında, aşk bir şeklide yakıyordu insanın canını ve bu duygu benim en büyük zayıflığımdı.