hayat o kadar acımasız ve adil ki, gerçekten kaçar dururuz. sert ve soğuk gerçek yerine, yumuşak ve sıcak yalana sımsıkı sarılırız. hem bile bile lades olur, hem maduru oynarız.
bizler aldatılmaya programlı golgi aygıtlarıyız!
maduru oynamak için kendimize suç ortağı arar dururuz. dışarıdan gelecek azıcık bir ivme yeter. birde bakmışız yalanın şefkatli, sımsıcak kollarındayız.
o kadar kıskancız ki; aldanmak için dışarıdan bir etkiye ihtiyaç duymayan, kendi dünyasını yaratmış yüce kişilere; şizofren delisi deriz. aynen kendi ekmeğini tereyağını kendileri üretebilen bitkilerden nefter ettiğimiz gibi, delilerde bizleri rahatsız eder. oysa tek ihtiyacımız biraz klorofil.
hücre çeperi ardına saklanmış çekirdekleriz!
tüm dünyanın, bizim içine sıçmamız için yaratılmış olduğuna inanırız. doğanayı hizmetçi, hayvanlarını ise tepsi içinde sunduğu kanepeler olarak görürüz. tamamen bizim kullanımıza açık. yetmez birde birbirimize köle oluruz. *
ne boka yaradığı belli olmayan sentriolleriz!
bir amaç için yaratıldığımıza inanırız. * doğarken roller dağıtılmıştır. ama senaryo belli değil. ne yapıyorsak yönetmen öyle istediği için. herkez hatasızca rolünü oynarken, filimin sonunu merak ediyormuş gibi yapar. kendi sonumuzu kendimiz hazırlamıyor gibi, filmin sonunda süpriz yumurtadan oyuncak çıkacakmış gibi bekleriz. sakın film yerine bir bayrak yarışında olmayalım. bölünüp bayrağı döllerimize verdiğimiz. *
hiç durmadan üreten idealist bağırsaklarız!
teknolojinin ürettiği bir şey varsa o da bok! zaman geçip teknoloji ilerledikçe,değişen şey ise bokun miktarı. ve rengi. ve kokusu. ve modeli. ve fiyatı. ve... tıpkı japon atasözünün dediği gibi; same shit different color. lcdbok, nofrostbok, 4x4bok, akbok, karabok, bok, bok, bok, bok, bok, bok, bok...
bilim o kadar ilerledi ki sonunda genetikçiler; maymundan gelmediğimizi ama çokta uzak olmadığımızı söylediler. * isviçreli bilimadamları ise uzun araştırmalar sonunda; insan okur sonucuna vardılar. * pek bilimsel olmasada bir başka görüş var o da; maymunlarda kafalarını boş işlere yorsalar, onlarda kitap yazma gereği duyarlardı, gerçeğidir. *
bizler; göğüs kafeslerine hapsolmuş kalperiz, hipofiz bezlerinin uşağı olmuş testisleriz, emektar bacaklarız, şartlanmış hipotalamuslarız, yorgun karaciğerleriz, kafatasları içlerine tıkılmış sesleriz...
bizler, sitoplazma içerisinde boğulmak üzere olan terk edilmiş ribozomlarız.