Sosyalizm günümüzün parolası/düsturu ve belgi sözüdür [tekrarlana tekrarlana olağan
hâlini almış kelime veya deyimidir]. Kitleler onu onaylamaktadır. O, kitlelerin düşünce
ve duygularını ifade etmektedir; zamanımıza mührünü vurmuştur. Tarih hikâyemizi
anlattığı zaman yukarıdaki bölümü, “Sosyalizm Çağı” şeklinde yazacaktır.
Şimdilik, sosyalizmin, ideallerini temsil edebilecek bir toplum yaratmamış olduğu
doğrudur. Ama bir nesilden daha fazla bir süredir medenîleşmiş ülkelerin politikaları
sosyalizmin ağır ağır gerçekleşmesinden başka bir yöne doğru yönlendirilmemiştir.1 Son
yıllarda bu hareket, gözle görülür bir şekilde aşkla şevkle büyümüştür. Bazı milletler,
kelimenin tam anlamıyla, bir çırpıda sosyalizme geçmeye uğraşmışlardır. Rusya
Bolşevikliği, gözlerimizin önünde, ister onun önemli olduğuna inanalım ister
inanmayalım, projelerinin hayli büyük olmasından dolayı dünya tarihi için en
ehemmiyetli başarılardan birisi olarak kabûl edilmesi gereken bir şeyi daha yeni
gerçekleştirmiştir. Başka bir yerde hiç kimse bu kadar başarı elde etmemişti. Ama, diğer
insanlarla birlikte, sırf bizzat sosyalizmin iç tutarsızlıkları ile sosyalizmin bütünüyle
hayata geçirilemez olduğu gerçeği, sosyalist zafere mani olmuştur. Onlar, belirli/verili
şartlar altında yapabilecekleri kadarını yapmışlardır. ilke olarak sosyalizme muhalefet
etmek kolaydır. Bugün, etkili hiçbir parti, kendisini üretim vasıtalarında özel mülkiyete
adamaya açık bir şekilde cür’et edemeyecektir. “Kapitalizm” terimi, çağımızda, bütün
kötülüklerin toplamını ifade etmektedir. Sosyalist fikirler, sosyalizmin muhaliflerini bile
hâkimiyeti altına almaktadır. Özel sınıf çıkarı bakış açısından hareketle sosyalizmle
mücadele etmeye uğraşırken bu muhalifler –hassaten kendilerini “burjuvazi” veya
“köylü” olarak adlandıran partiler- sosyalist fikrin bütün esaslarının geçerliliğini dolaylı
bir şekilde kabûl ederler. Zira, eğer sadece, insanlığın bir bölümünün belirli
menfaatlerine zarar veren sosyalist bir programa karşı bir itirazda bulunmak
mümkünse, bir kimse hakikaten sosyalizmi onaylamış demektir. Eğer bir kimse, üretim
vasıtalarında özel mülkiyete dayalı iktisadî ve sosyal teşkilâtlanmaya ilişkin bir sistemin
topluluğun menfaatlerini yeteri kadar dikkate almayıp, sadece tek bir katmanın
menfaatlerine hizmet ettiğinden ve üretkenliği sınırlandırdığından şikâyet ediyorsa;
eğer bir kimse, netice itibariyle, çeşitli “sosyal-siyasî” ve “sosyal-reform” hareketlerinin
destekçileriyle birlikte iktisadî hayatın bütün alanlarında devlet müdahalesini talep
ediyorsa; şu hâlde bu kimse, sosyalist programın ilkelerini esas itibariyle kabûl etmiş
demektir. Veya yinelersek, eğer bir kimse sadece, insan tabiatının mükemmel olmayan
yanlarının sosyalizmin hayata geçirilmesini imkânsız hâle getireceği veya
sosyalleştirmeye doğru bir kerede ilerlemek için hâlihazırdaki iktisadî şartların
elverişsiz olduğu gerekçesiyle sosyalizme karşı çıkabilecekse; şu hâlde, bu kimse sadece,
bir kimsenin sosyalist fikirlere belirli şartlarla teslim olduğunu itiraf eder. Milliyetçi de
sosyalizmi onaylamakta ve sadece onun milletlerarası oluşuna karşı çıkmaktadır.
Sosyalizmi emperyalizme ilişkin fikirlerle telif etmek istemekte ve yabancı milletlere
karşı mücadele etmektedir. Milliyetçi, milletlerarası değil, millî bir sosyalisttir; ama
sosyalizmin temel ilkelerini de onaylamaktadır.2