Düzcedeyim, annem ve babam istanbuldalar. Ben amcam ve eşiyle dedemlerde düzce de köyümüzde kalıyorum. Bir kaç gün daha kalıp gideceğim. 8 yaşındayım o sıralar.
Amcamların yattıgı salondayım, yengemle yattık çekyatlara. Amcam henüz uyumamış, dedem ve babaannem yataklara yöneliyor. Özlediğim tek şeyse ailem, dönmek istiyorum artık evime. Az kaldı düşüncesiyle uykuya dalmak istiyorum.
Derken tavanda bir ağustos böceği görüyorum. Baya iri ve kocaman. Sıcak fazla sıcak, pembe bir geceliğimi giymişim hevesle çünkü o bana hediye gelmiş. Ağustos böceğine bakmaktan uyuyamıyorum. Dedemi çağıyorum sonra. Hayvana zarar vermektense beni babaannemin odasına götürüyor, onla yanyana yatakta yatıyorum. Hemen uykuya dalıyorum ardından.
Gece bir gürültü duyuyorum, biri beni almaya gelmiş. Ben yatakta istemeden zıpladığımı farkediyorum. Dedem beni zar zor tutuyor ve dışarıya çıkartıyor. Bir kargaşa var, fazla bulanık ama çığlık dolu. Uyku sersemiyle farkına varmıyorum hiç. Dışarıya çıktığımızda çatının bir kısmı düşmüş. Deprem diyor biri. Sosyal bilgiler kitabım geliyor aklıma, ardından tüm dersler çalışma kitabım, sarı kapaklı. Orda depremin açıklamasını hatırlıyorum, derslerde işlediğimizi anımsıyorum. Ardından telaşla annemlere ulaşmaya çalışıyorlar. istanbulda hatlar kesik cümleleri duyuyorum ve ağlamaya başlıyorum. Annemlere gitmek istiyorum. Evimi istiyorum. Amcam annen ve babanla konuştum diye beni susturuyor. Ama ben annem ve babamla 3 gün sonra konuşabiliyorum.
Her gün ağlıyorum, onları özlüyorum. Çadırda uyuyorum, pardon uyuyamıyorum.
Bir travma zamanımı sorsalar, bu olayı anlatabilirim sadece. Özlem. Korku, ağustos böceği.