cumhurbaşkanlığı bir cumhuriyetin en yüksek düzeyde temsil edildiği mekandır. savaş zamanlarında cumhurbaşkanı, liyakatına bakılmadan baş komutan sıfatı alır. bu durum da gösterir ki attığı her adım ve ettiği her kelâm ulus adınadır, boşa lakırdı olamaz.
cumhurbaşkanı gerektiği zaman konuşur. konuştuğu zamanda kullandığı her sözcük orada olması gerektiği için orada olmalıdır. fazla söze kayıp bıdı bıdı totoloji sergileyemez cumhurun başı. hele gazetecileri çevresine sarıp, bidi bidi diye iki saat konuşmaz. Basın danışmanı olur cumhurbaşkanının, önemli olduğunu düşünüyorsa o kanaldan söyleyeceğini söyler. Hele ki bir cumhurbaşkanı ecnebilerin oluşturduğu bir birliğin parlamentosunda hesap veremez. verirse ettiği her laf o cumhuriyetin savunması olur ki bundan onlara ne lan, bizim adımıza ne hesap veriyorsun nidalarının yükselmesine neden olur.
her daim tevelerden süzülen hatta süzülmek ne kelime boca edilen görüntüleri olmaz başkanın. bunun yanında çok gerekli görülmediği sürece eşraftan kimse cumhurbaşkanının gezilerine katılmaz. bu nezaket icabıdır, ne işin var senin orada? dünya barışına katkın mı olacak?
finlandiya örneği gibi devletlünün bisiklete binerek meclise gitiğini görmek tahayyülde kalsa da en azından temel ilkelerin cılkını çıkarmasanız, olmaz mı? çok mu zor?