Sobalı bir ev hayal edin. Henüz her şeyin moderniteye bulanmadığı zamanlarda. Tüm aile tek bir odaya toplanır, sobanın ısıttığı odada belki diz dize oturup o akşam tv'de ne varsa o seyredilirdi hani. Eğer evin reisi maaşını yeni almışsa orta lüks karışık çerez küçük tabaklara paylaştırılır, herkes televizyona dikkat kesilmişken bir yandan da o çerezden ufak ufak atıştırırdı. Hani şu kabak çekirdeği ile beyaz leblebinin en sona bırakıldığı hatta belki yenilmediği , tabakta bulunan üç beş bademin lüks sayıldığı çerez tabaklarından bahsediyorum. Neyse olayı çok romantikleştirdik, aşkın tanımına gelelim. işte aşk o tabaktaki o üç beş badem gibidir. Sizin için bir hazine, biraz daha iyi hissetme aracı. Acele etmeden yavaş yavaş yiyerek tadını çıkardığınız küçük bademler. Ve genelde o bademlerden biri illa acı olur, aşkta da böyledir. Acı bademi bir kere tattınız mı ağzınızın tadı tuzu bozulur, bir daha ağzınıza lokma koymak istemezsiniz.