kader

entry690 galeri
    414.
  1. ---alıntı

    garip bir âlem şu dünya.
    yalnızca kendi başımıza geldiğini sandığımız; üzgünlüklerin, acıların, kederlerin daha büyük boyutlarda başka zaman ve başka mekanlarda yaşandığını tarih okuyanlarımız hayretle görürler. çünki geçmiş zaman aynalarının binbir sûreti içinde bizim kaderlerimiz hep başkalarının da alnında yazı olup akmıştır durmadan ve tarihin içinde bütün acı çekenler biraz kardeş biraz akraba olmuşlardır. bu yüzden hepsinin tecellisi farklı kaynakları ayrı olsa da acılar hep aynı süveydada idrak edilmiş, gönüller aynı biçimde yanmış, kalpler aynı alevle tutuşmuştur. insanlığın ortak imtihanı, bu acılar ölçüsünde kazanılmıştır hep ve hep acı çekenler kazanmıştır imtihanları.

    siz okuluna gidemeyen, sınavına giremeyen nazenin kalpler üzülmeyiniz, metîn olunuz, sabrediniz; çünki gönüller hep baharını da görmüş zaman bahçesinin, hazanını da; sevincin de kederin de bir rüzgâr gibi gelip geçtiğine şahit olmuş yürekler ardı arkasına. zaman değiştikçe değişmiş serüvenlerimiz ve felek döndükçe farklı sûretler göstermiş aynalar. rüzgâr şiddetli estiğinde kırmış narin fidanları, okşadıkça dalları çiçeğe durmuş goncalar, sevinç ve gam bir rûzigâr (rüzgâr) gibi gelip geçmiş bazan, bazan rûzigârı (zamanı ve zamaneyi) doldurmuş baştan başa. öyle vakitler olmuş ki ikbal (iyi talih) meyhanesinde gururlarıyla kendilerinden geçip sarhoş olmuş niceleri ve niceler de meyhaneyi bâkî sanarak aldanmış. aldanmış hani sarhoşlar her zaman bir baş ağrısıyla ayıla gelmişlerdir ya. sayıları binleri bulsa da nice gurur sarhoşunun sonunda yerlere serildiğini görmüştür tarih. nice taştan hisarlar yapmış makamları ellerinde bulunduranlar makamdan aldıkları yalancı güç ve iktidar ile ta ki kimse gelip onları bu ihtişamlı hisarlardan söküp atamasınlar askerler gibi savunmuşlar hisarlarını ve donatmışlar burçlarını balyemezlerle, şâhîlerle. ne ki güllelerin yıkamadığı nice kaleler, kalbi kırıkların âââh toplarıyla yerle bir olmuş, toza toprağa dönüşmüş daima. çünki âh âheste âheste çıkar da mazlumların dilinden göklere, merhamet-i yezdân'a erişince şimşek olarak döner zalimin başına. acıyı üzerine salıp derman aramasına engel olunanların bir gönül gücenikliğine dayanabilecek hangi güç vardır? ya haksız yere dökülmüş iki damla gözyaşına karşı hangi kudretli silah karşı koyabilir? hele bu gözyaşları sele dönüşmeye görsün binlerce ikbal köşkünü binlerce iyi talih sarayını önüne katıp zîr ü zeber eylemez mi? devlet gücüne sırtını dayamış nice zavallılar yaşamıştır hani gururlarıyla kendilerinden geçip karşılarındakilere eziyet etmeyi erdem sanan zavallılar devir geçip zaman dönünce tarih onların çaptan düşüp pabuçluklarda el bağlayarak kendilerine yer edinmeye çalıştıklarını çook görmüştür. bugün okuluma giremedim diye üzülenler, sabrediniz, metîn olunuz. giremediğiniz imtihanları yüz akıyla geçtiğinizden emin olunuz çünki gün gelir murâd şarabının içildiği kâseler birden dilenci kasesine dönüverir ve bundan üç yüz yıl evvel nabî'nin gördüğünü siz de görürsünüz. şöyle demişti hani:
    bâğ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
    biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz
    çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
    biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
    top-ı âh-ı inkisâra pâydâr olmaz yine
    kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz
    bir hurûşuyla eder bin hâne-i ikbâli pest
    ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
    bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây gâh
    bî-adet mağrûr-ı sadr-ı i'tibârın görmüşüz
    kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
    biz bu bezmin nâbiyâ çok bâde-hârın görmüşüz
    (bkz: iskender pala)
    0 ...