derhal def edilip gönderilmesi gereken hoca. bu adam ilk geldiğinde ne kadar da umutluydum oysaki. eldeki malzemeye göre yemek pişiren bir aşçı olarak düşünmüştüm onu. kariyeri öyle gösteriyordu.
zannediyorum bu adamın en önemli sıkıntısı türk futbolunu tanımıyor. sadece türk futbolunu da değil, bu adamın kariyerinde italya hariç tek takım galatasaray lan. daha yeni fark ettim bu durumu da üstelik.
kafasında müthiş projeleri olabilir. bunların hiç birisini bilmediğim halde hiç birinin galatasaraya uygun olmadığını şimdiden söyleyebilirim. bu adama sabredersek, ligi ilk 5te bitiremeyebiliriz . seneye de adnan polatlı dönemin rekorunu egale eder belki de kırarız! o kadar da kesin koşunuyorum, çünkü tablo bu.
neden bu kadar pesimist olduğuma gelecek olursak, arsenal maçı bile tek başına bunu anlatmaya yeter aslında. daha hala dizilişe takanlar falan var ama asıl olay taktikte. dizilişle taktiği değiştirmezsiniz, taktiği değiştirdiğiniz için dizilişi değiştirirsiniz. bir takıma uygun diziliş diye bir şey de yoktur, o takıma uygun taktik vardır ve doğal olarak o taktiğe uygun diziliş vardır.
hiç boşuna bizim topçulara bok atmaya gerek yok. yabancı sınırı belli, takımların bütçeleri belli. türkiyede hiç bir takım, şu halde bu kadronun bir gömlek üstü oyuncuları bir araya getiremez. yerli olarak geçen sene en beğenilen belki iki üç yerli beklerden birisi, tarık alınmış. yıllardır milli takımın sağ beki sabri var(dı). veysel diye ne akla hizmet alındığını bilmediğim bir adam var. yok ille de yabancı olsun derseniz, telles var. oldukça da sansasyonel bir transferdi o da. ben uefayı aldığımız sezon da dahil, hiç bir zaman beklere bu kadar yatırım yapıldığını hatırlamıyorum. ve daha salih gibi gelip giden oyuncuları, baltayı falan saymıyorum bile.
orta sahada melo var, sneijder var. türkiyede bu iki oyuncunun üstüne ben tanımam. bilen varsa buyursun. üstüne bir de dzemaili alındı. adamın kariyeri ortada. bizde yokları oynasa bile... selçuk, ilk sezonki haliyle türkiyenin en iyi yerli orta sahası. hatta yabancıları dahil etseniz bile herhalde bir tek alex ve melo ile yarışırdı. ikinci, üçüncü sezonki halleriyle bile en iyi yerli orta sahalardan. burak her ne kadar kazmanın önde gideni de olsa, şu anda bile milli takımdan çıkarabileceğiniz bir adam değil işte. yok maalesef. musleralar, brumalar, olcanlar falan...
yani kısacası eldeki malzeme sadece şampiyonluk için değil, bu sezonki şl grubunda da ikinciliği en azından zorllayabilecek durumda olması lazım. ama bizim en önemli problemimiz, daha ne oynadığımız belli değil. dortmund maçına has bir şey değil bu. açık konuşalım, eğer fenerin başında geçen seneki ersun yanal olsaydı, o fener bu cimbomu parçalardı. tt arena falan dinlemez, rezil ederdi. fenerbahçe beceriksizliğinin ve topçularının çirkefliğinin kurbanı oldu. bugün farklı olan tek şey de oydu aslında. karşımızda akıllı bir rakip vardı.
ilk iki golde semih de chedjoue da en ufak bir müdahalede bile bulunamadılar. çünkü beklerin kademeye girmemesi neticesinde şaşırmışlardı. inanın o ilk iki golü, arada sırada özetlerine denk geldiğim ikinci lig maçlarında bile görmüyorum. takımın hiç bir atak organizasyonu yok. ve bu adam üç aydır takımın başında. yaz kampı görmüş. elindeki en iyi oyunculardan dahi verim alamıyor. çünkü dediğim gibi, takımın sahada tatbik ettiği bir taktik yok. hele bazı oyuncularımız topu aldıklarında diğer oyuncular onu yalnız bırakıyorlar. oyuncu da ya uzun oynuyor ve burakın müthiş top tutamama kabiliyetsizliği yüzünden kaybediyoruz topu, ya da geri pas veriyor ve bu da seyirciyi ve taraftarı sinirlendiriyor. anca sneijder bireysel yeteneğini kullanacak da bir şey yapacak.
halbuki başımızda doğru bir taktisyen olsaydı, bu maçtan da arsenal deplasmanından da birer puan koparabilirdik. yapamasak bile, en azından başa baş bir mücadele sergilerdik. yatalım kalkalım dua edelim ki münih ya da madrid bu sene bu gruba düşmedi. öyle bir şey olsa, belki beşiktaşın rekorunu egale edebilirdik. ki hala bile öyle bir ihtimal var. (üzgün surat)