küçükken ''soba'' diye bilirdim soma'yı.
her gittiğimizde babama ''baba burası çok dağınık hiç izmir'e benzemiyor.'' derdim.
sevmezdim açıkçası, çok sık gitmek mecburiyetinde olurduk baba manisa'nın epey eskilerinden olunca.
izmir'de büyümüşsün soma'dan gelen arkadaşların var, hep senden farklı onlar.
senin ayakkabıların hep en kalitelisinden onlarınki senin yüzüne bakmadığın ayakkabılardan.
onlar senden çok farklı, senin baban dizinin dibinde ol diye seni herhangi bir liseye yollamış onun babası kazandığı biraz parayla onu kilometrelerce uzaktaki o iyi okula yollamış, ''orayı kazandı okusun çocuğum, ben çalışırım ben okuturum onu'' diye yollamış izmir'e.
öyle mülayim, öyle temiz ki o baba da, onun yetim kalan evladı da.
şimdi o evlatlardan birisi eczacı olacak, birisi benimle ikinci senesinde sınava hazırlanıyor.
kaza oldu. 1 gün önce görüşmüştük en son. hiç aklımda değil babasının, amcasının orada olduğu.
soma, evet bildiğin tanıdığın insanlar ama kimse gelmiyor aklına.
o kadar insanı madende ki, hangisi tanıdığın hiç aklına gelmiyor bile. sadece izliyorsun haberlerde.
allah kolaylık versin, allah yardımcı olsun diye dua edip duruyorsun televizyon karşısında haberleri izliyorsun an ve an.
ertesi gün oluyor 14 mayıs.
soma, soma, soma hayatının birçok evresinde olan soma bu sefer arkadaşının babası için ayrı bir soma oluyor gözünde.
gitmiş. madenden naaşını çıkarmışlar...
donup kalıyorsun ilk başta.
ben bu adamla çay içtim, elini öptüm ramazanda diyorsun.
o kadar tuhafsın ki o an. direkt gözünün önünde ''baba burası çok dağınık'' lafın geliyor. yıllar önce o güneşin altında söylediğim o laf.
dağınık soma çok dağınık, o an benim için onun için ayrı bir paramparça dağınık.
soma değil artık, başka.
bildiğin ''soba''. yanıyor 3. günde gidip görüyorsun ki yanıyor soma, soba gibi. kasvetli...
indiğinde merkezde madene dahi gelmeden için tuhaf oluyor, bacakların o kadar titriyor ki.
o koku, o kalabalık, o sesler, ambulanslar soma değil orası.
başka bir yer.
soma değil artık, kimse için soma değil.
gidip o kokuyu o kalabalığı görünce anlıyorsun ki çok değişmiş...
saatlerce donup kalıyorsun, herkes her yerde her şey her yerde. darmaduman olmuş.
havada o psikolojik kömür kokusu her yer kömür kokuyor.
bildiğin gördüğün esnaf acı içinde.
senin bir allah'ın kulu akraban dahi yok ama o soma senin için de bitmiş artık.
insanlar travma yaşıyor, yakını olan ya da olmayan herkes şu günlerde soma'da can çekişiyor.
tek geçim kaynağı ''maden'' tek maaş ''maden'' olan o soma hiç görmediğin kadar kalabalık.
hayatında hiç cenaze görmemiş insanlar onlarca tabut cenaze görüyor farkındayım...
bir başsağlığı dilemen saatler sürüyor çünkü öyle kalabalık ev herkes herkesin akrabası.
sarıldım o gün o çocuğa, o anneye. o tertemiz babanın o adam gibi evladına ilk kez sarıldım. ağladım kardeşim gibi ağladım babamı kaybetmişim gibi. başın sağ olsun kardeşim diyebildim. muhtemelen beni çoğu kez ağlarken gördü.
ama ben onu ömrümde ilk defa ağlarken gördüm, hiç unutmayacağım da o anı.
yemin ederim ki 20 yaşında değildi o an, babasını kaybetmiş küçük bir çocuktu. olması gerektiği gibi...
dayanamadım duramadım soma'da. gelişi güzel bir fatiha okudum hepsine, hepsi için o sayısını dahi bilemediğimiz hepsi için...
soma benim içimi yaktı, küçükken de bildiğim gibi ''soba oluşu'' ile yaktı.
ben elim, benim akrabam yok. benim canım öyle yandı ki o ortamı görünce.
soma halki şimdi ne yapacak? ben yabancı halimle bin defa yandım orada. o madeni görünce nefesim kesildi.
bu adamlar yıllarca yaşayacak bunu bu adamlar her allah'ın günü görecek o madeni...
soma artık her gün yanacak, soma artık ciddi anlamda ''baba burası çok dağınık''.
paramparça soma.
kömür gibi yanıyor artık, yanacak da.
eski soma değil o artık ''soba''.