akıl sahipleri, yandaşlarının yorumlarına dikkatli okurlarsa, daima asıl meselelere yanıt vermekten çekindiklerini görürler. müritleri, aynen üstatları gibi bol bol laf salatası yaparlar. kasten anlamazdan gelenler için asıl meseleleri madde madde tekrarlayayım:
- söz konusu meczup, yazdıklarının kendisine ait olmadığını, kendisine "ilahi ilhamla" yazdırıldığını, kaynağının "levh-i mahfuz"olduğunu yazmış mıdır yazmamış mıdır?
- kendisinin ilmini(!) tahsil yoluyla elde etmediğini, ilmin(!) kendisine "verildiğini" iddia etmiş midir etmemiş midir?
- kaynağı levh-i mahfuz olan kitaplara kutsal kitap denir mi denmez mi?
- kendisine ilahi ilhamla (siz vahiy anlayın) ve levh-i mahfuz kaynağından kitap "yazdırılan", ilimleri tahsil yoluyla elde etmeyip, kendisine ilim "verilen" kişilere peygamber denir mi denmez mi?
- sadece peygamberlere özgü olan bazı lütufların kendisine de bahşedildiğini iddia eden kişi peygamberlik davasında mıdır değil midir?
- islam'dan sonra peygamberlik davası güden küfretmiş olur mu olmaz mı?
velhasıl müritleri "allah diyor ya, gerisine karışmayın" anlayışındalar. "allah" demek yeterli olsa, mirza gulam ahmed'i de peygamber saymak gerekir. bkz.