Ölüm yine hayatımın düzlüğünde beni yakaladı. Onu hiç unutmamam gerektiğini tekrar sert bir şekilde izah etti. Onun üslubundan hiç hoşlanmıyorum. Çok hızlı konuşuyor ve seri hareket ediyor. Başka canlar almaya gidecek çünkü seriliği bu yüzden. insanları üzmeyi ve aldıkları soluğu ciğerlerinde tutmaya ant içmiş gibi... en üzücü olanı ölümün dağ gibi insanı küçücük bir çocuğa çevirmesi. Sanki karşınızdaki yavaş yavaş sona yaklaşırken cenin pozisyonu almaya daha yakın oluyor. Ve geriye bıraktığı tek şey çocukları oluyor. Sanki babaları hiç yaşamamış gibi oluyor. Dün vardı bugün yok. Ey ölüm sen o dağ gibi amcamı çocuk yaptın.. düşüncelerim durdu sanki. Tek yaptığım boşluğa bakıp ağlamak. Sanırım ölüm gerçeğini kavrayacak kadar güçlü değilim. Hiçbir zaman güçlü değildim. Ölüm her yıl ritmik olarak karanlık yüzünü bana gösterdi. Ben onu unutmaya çalıştıkça soğuk nefesini enseme üfledi. Beni ürpertti ve kaçtı. Bense arkasından bakıp tanrı'nın adaletsizliğine sövdüm. Bir ocak bulup sığınıp ısınmaya çalıştıkça; soğuk, kirli,pis, tırnaklarının içi insan kanıyla renklenmiş elleriyle beni tutup çıkardı sığınağımdan. Ve ben o soğukta hep yönümü şaşıran oldum.