4 erkek 2 kız ile yapılan grup dersi sırasında susmak bilmeyen, çenesi açıldı mı kapanmayan ergen yavrularıma ciddi ciddi sinirlenmem sonucu şu minvalde bir konuşma yaptım:
"sınava 1 hafta kalmış, bu ne rahatlık bu ne öz güven? gören de ygs'ye sizin değil benim hazırlandığımı zanneder. ne biliyorsunuz ne öğrendiniz de bu kadar rahatsınız? neye güveniyorsunuz bana da söyleyin ben de rahatlayayım. lan oğlum senin baban boyacı, senin anan evlere temizliğe gidiyor, kızım senin sınava girmene izin verilmesi bile mucize. senin değil dershaneye gidecek otobüse binecek paran yok, senin ablan okumamış ki kardeşim okusun da ezilmesin, senin de kara kaşına kara gözüne değil az adam olmaya niyetlensen olabilecekler namına çene patlatıyorum burada. tamam bu ülkede üniversite mezunu olmak bi halta yaramıyor; ama olmamak hiçbi halta yaramıyor. en azından bi şansınız olur topluma girdiğinizde iki çift laf etmeye kalktığınızda sözünüze kulak verirler, okumayın bakalım ne olacak o zaman? siz kahvede okeye dördüncü olacaksınız siz de münasip görülen ilk hayırlı kısmetle evlenip oturacaksınız aşağı. ya bi susun artık bi susun. bi işin vahametinin farkına varın. ananızın babanızın avroları var da benim mi haberim yok? şurada öğrenebileceğiniz iki satır şey hayatınız demek biliyor musunuz bunu? ama yok, anca lak lak anca şamata anca zibidilik. sizin bu hayatta geyik çevirme lüksünüz yok! geyik çevirme hakkınızı bile söke söke almak zorundasınız anladınız mı? şimdi ya sesinizi kesin adam olun, bir şeyler almaya bakın bu saatlerden ya da çıkın gidin bi daha gözüm hiçbirinizi görmesin." *
epey zamandır ilk defa beni bu halde gördükleri için şaşırdılar, sustular ve dinlediler. ders bitiminde bi tanesi:
- hocam tavla oynamayı biliyor musunuz?
- bilmiyorum, niye sordun?
- içinizdeki mahmut abi'ye tavla öğretelim de arada iki el atarız.
gülmemeye çalıştım; ama ne çare. "ha şöyle, içimdeki mahmut Abi'yi dışarı çıkarttırmayın bana." dedim gülerken.