bir çocuğa bisiklet sürmeyi öğretmek, eğer o zamanlar siz de çocuksanız çok tehlikeli bir hal alabiliyor. şimdi efendim, yaşım 8 ya var ya yok o zamanlar. benden bir yaş küçük kuzenimin ısrarı üzerine kendisine bisiklet sürmeyi öğreteceğim. olayın geçtiği yer giresun, hani şu yokuşlarıyla ünlü memleket. zaten düz yol görsen gözlerin yaşarır. kuzenim ailecek bize misafirliğe gelmiş annemler annanemler oturmuş çay içiyorlar hepsinin keyfi yerinde sohbet muhabbet, demli çaylar kurabiyeler havada uçuşuyor. evin bahçesinde alem yapıyorlar anlayacağınız. biz de bisikleti aldık çıktık bahçeye kuzenimle. ben öğretmen edasında karşımdaki çaylak kuzenime bisikleti, pedalı ve freni anlatıyorum. hatta sağ fren arka, sol fren ön diye defalarca tekrar bile ettim arkadaşımız karıştırıp ön freni sıkmasın diye. hızlıyken ön fren sıkılırsa tepetaklak olma ihtimaliniz var malum, açıkladım kendisine, mesuliyet kabul etmiyorum bu sebeple ve en ufak vicdan azabım yok. basit teorik dersleri geçtikten sonra ki bu yaklaşık olarak 60 saniye kadar sürdü, oturttum kendisini bisikletimin başına. bisiklet benim, yeni alınmış ve çok kıymetli. ilk ve dahası benim kırmızı bisikletim*. yalnız şurasını pek hesap etmemişiz: hayatında ilk defa bisiklet koltuğuna oturan kuzenimi evin önündeki yaklaşık 50 metre uzunluğunda ve yaklaşık 30 derece eğimli yokuşun en tepesine çıkarmanın olası sonuçlarını. her neyse, yapabilir miydim yapamaz mıydım derken ikna ettim kendisini yokuştan aşağı bırakmaya. gidon düz tutulacak, sağdaki fren sıkılacak ve hızla doğru orantılı frene daha sıkı basılacak. anlaştık. eylem planımız şöyle; ola ki işler ters gider, ben son hızla üstüme gelen bisikleti tutup kuzenimi kurtarmak üzere yokuşun yarısındaki evimizin bahçe kapısında hazır vaziyette bekleyeceğim. arkamda da akrabalarım ve ailem pisküvisini çayına banıp yiyor, muhabbet ediyor olacak. pozisyonumuzu aldık, işareti verdim pek sevgili kuzenime. birazcık tedirginlikle de olsa bana olan güveniyle saldı kendini yokuştan aşağı kuzenim. ilk on metrede yana doğru düşecek gibi oldu fakat orada nasıl düzeltti psikopat, sahiden bilemiyorum. korkudan freni sıkmayı unutmuş olacak ki sürekli artan bir hızla üzerime doğru gelmeye başladı, tabi bu arada bisiklette stabil değil, oynuyor bir o yana bir bu yana, düşse ne güzel olacaktı o anda en azından bir diz kanamasıyla sıyırırdık belki. ilk başta kollarımı açtım tutacağım oğlanı plan bu ya. ama baktım gördüm ki bu ezercesine üzerime geliyor az bir mesafe kala kendimi kapıdan içeri attım. kuzenin o anda yanımızdan uçup giderken ki çaresiz ve bir o kadar da masum, korku dolu bakışını unutamıyorum. acayip acıma duygusu hissettim çocuğa karşı, yazık lan. aynı bakışı saniyenin beşte birinde arkamdaki ebeveynlerimiz de görmüş olacak ki çayı çorbayı yere atıp bir anda ayaklanmışlardı. ben son bir şans olarak arkasından "gökhan freeeen" diye bağırdığımı hatırlıyorum, artık sıktı mı sıkmadı mı o an bilemiyorum ama son gördüğüm, yokuşun sonundaki çöp kovasına çarparak arkasındaki duvardan aşıp mısır bahçesine uçan bir kuzendi. ha bir de ön tekeri ciddi oranda yamulmuş bisikletim, en çokta bu acıttı zaten. yeniydi lan o. sonra sevgili kuzenimi ailecek mısırların arasından çıkardık tabi. korkudan gidonu da bırakmamış olacak ki sağ el bileği iyice yamulana kadar, sağ kolda burkulma, belde incinme ve artık nasıl becerdiyse kafada birkaç dikiş gereken bir yara ile bu macerayı atlatmıştık. hayır o değil olan benim ilk bisiklete oldu, aynı zamanda sonuncu bisikletim oldu bu kazanın benim başımın altından çıkması sebebiyle. yani uzun lafın kısası; bisiklet sürmeyi öğreteceğinizde, kendi bisikletiniz ile öğretmeyin..