gecenin şiiri

entry13399 galeri ses19
    949.
  1. eflatun sular süzülüyor aynalardan
    damlacıklarında hicranlı yüzün
    ben kapıları aldatıyorum gün be gün
    sen pencereleri
    ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
    sen gemilere
    sonra liman bilmez korsanlara terk edip
    ıssız adalara sürüyorsun dizelerimi
    gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
    gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
    parmak uçlarımda paslı çiviler
    bütün zindanları yıkarak birer birer
    gözlerin çağırıyor beni

    gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
    çeşmelerin bakınca gülümsediği
    ırgatların göklere yöneldiği
    latince bilenlerin nergis akşamlarında
    göllere meydan okuyup
    kıyısında şarkılar dinlediği
    tutkular değirmeni

    inciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
    kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
    gözlerin çağırıyor beni
    kaşlarının cilveli bir ahu gibi
    ömrümüze düştüğü günden beri
    köleleri ağlattın ey sevda semenderi

    adı konulmamış yıldızlardan koparak
    vadilerde biriken yalnızlığım
    kalbimi avuçlarına almış
    tutuyor sana doğru

    çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
    geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
    ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
    biraz ateş ve hüzün
    biraz köpük ve leylak
    gözlerin çağırıyor beni

    gittim son ışığından bakışlarının
    kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
    zümrüdüanka kuşlarının
    şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
    umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
    bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
    turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
    damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
    kurtul karanlığından fotoğrafların
    her köşede ısırgan edalı kan evleri
    her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
    ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
    ne de son anlarında resmini büyütüyor
    yokluğunla savaşan intihar temrinleri

    gizlenme ardına fesleğenlerin
    bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
    yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
    derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
    bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
    bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler

    o öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
    kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
    kollarına aldığın mutluluk servileri
    bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
    simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
    bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
    bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime

    geçerek en azılı köprülerden, duraksız
    varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
    duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
    yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
    mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
    çakallar iniyor dağlardan apansız
    ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
    rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
    gözlerin çağırıyor beni

    oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
    takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
    bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
    kalbinden benim adıma
    sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
    sokaklarımı, şehirlerimi
    gözlerin çağırsa da beni
    çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
    görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
    hangi tohumların yeşerdiğini
    tutunmayacağım zamana dilenci gibi
    hala uzaklardan işaret parmağıyla
    gözlerin çağırsa da beni
    gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni.
    1 ...