insanoğluna öğretilen yazılı tarih, fizik, astronomi, biyoloji, istatistik, matematik dinin söylediklerine zıt öğretiler haline gelmiş, bazıları hala üç maymunu oynuyor.
tarih, ilk çağdan günümüze kadar olan insan tarihini ele alırken, toplumları toplayıcı, avcı-toplayıcı, göçebe, yerleşik diye ayırmakta. tarihsel döngü içinde bulunan insan yapımı aletler, freskolar belli kültürleri yaşayış biçimlerini anlatmakta. önceleri toplayıcı olan insanoğlu, organize olmayı, alet yapımında ustalaşmayı öğrendiğinde avcılığa doğru evrilir. tohumları ekmeyi keşfettiğinde artık tarım yapabilmektedir. insanoğlu ilk andan beri bu bilgiye sahip olmayıp, tarihsel süreç içerisinde keşiflerle, birikimlerle çağ atlamaktadır. bu bilgiye karşı çıkabilen bir insan evladı olmamasına rağmen, elmayı yiyen ademin cennetten kovularak ilk andan itibaren dil bilmesine, tarım yapabilmesine, yazılı kuralları olmasına(kitap) inanılabiliyor. ama tarihin önceki öğretileri de yanlışlanamadığından ortaya ilginç bir durum çıkıyor.
fizik, dinin öğretileriyle direkt olarak ters düşebilecek kadar basit bir olay değil maalesef. yaşamın kaynağını merak eden kabile başkanları isteseler de fizik yasalarıyla ters düşemiyorlar. tabi bu durum dinin fizik gibi bir bilim dalından zarar görmeyeceği anlamına gelmesin. klasik fizik kütle çekimi, kaldıraç, hız, ayna, zaman gibi daha sıkıcı konulara dayansa da kuantum işi biraz daha karıştırmış. ışık hızına çıkıldığında zamanın duracağını ortaya koymuş mesela. solucan delikleriyle mekanlar ve zamanlar arası yolculuklar, her kütlenin uzay zamanda bir çöküntü yaratması. yedi kat göğü altı günde yaratan tanrı, burak isimli mucizevi yaratığıyla peygamberini yanına çağırır ve misafir eder. şuanda milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilerde bile evrenin sonuna ulaşamadığımıza göre, cennet ve cehennem daha da uzakta olsa gerek. akıllı peygamberimiz muhammet burağı öyle bir şeydi ki gözünün alabildiğine gidebiliyordun, çok hızlıydı vb. gibi ifadelerle tarif eder. eğer ışınlanarak, solucan deliğinden ya da henüz bilmediğimiz yüksek bir bilgelik gerektiren başka bir şekilde tarif etseydi uzay yolculuğunu belki fizikle ters düşmeyebilirdi. deve ve attan çok esinlenmiş olacak ki katrilyonlarca ışık yılı uzaklıktaki 'göğün yedi kat üstüne' at üstünde çıkmış cengaver peygamberimiz. dış uzayda atmosfer olmadığı, güneş ışığından yoksun alanların -300 derece sıcaklığa ulaşabildiği alanlarda at üstünde 'G' kuvvetine sen de kimsin dercesine bir yolculuk yapmış. normalde böyle bir yolculuktan sonra dünyaya geldiğinde takriben 500 600 sene geçmiş olması gerektiği halde her şeyi bıraktığı gibi bulmayı da başarmış.
fiziği anlatırken biraz da astronomiye girdik ister istemez. tarihsel süreç içerisinde dinlerin düştüğü en büyük yanılgılardan biri dünya merkezli evren tasavvuru oldu. hıristiyanlık bilimle daha bir cebelleşse de islam bu konularda çok etliye sütlüye dokunmadı. kuranda geçen düz zemin ve üzerinde kubbe şeklinde atmosfer tasavvurları ve zülkarneyn'in gidip gördüğü güneş batarken(dünyanın altına girerken) dünyaya çok yaklaştığı için sıcaktan balçığa bulanmış(siyahi) kabileler çok ayrıntı ve tartışmalı konular olsa da söylemeden geçmemek gerek. biz daha genel konulardan bahsediyoruz. tüm kainatı hz. muhammed'in yüzü suyu hürmetine yaratan tanrının, aynı dünya gibi katrilyonlarca güneş sistemini, gezegeni, karadelikleri, galaksileri, yıldızları, astreoidleri, süpernovaları da muhammed'in yüzü suyu hürmetine yaratmış olduğu yargısı aşikar. insan yaşamına, doğrudan katkı sağlayan andromedia galaksisi olmasaydı eminim ki asıl o zaman dünya kaç bucakmış görür, tanrının hikmetinden sual olunamayacağını anlardık.
astroloji de bir de ayın ikiye yarılma olayını araya sıkıştırmak istiyorum. bu konu hakkında söylemek istediklerim sadece bu kadar. ay ortadan ikiye yarılmış, tekrar birleşmiş. arap coğrafyası dışında bulutlu hava nedeniyle bu muazzam olay gözlemlenememiş.
biyoloji. artık türkiye'de yasak olan ders. dini nedense en çok yaralayan ve inananları en çok kızdıran alan burası. belki tüm dönem insan gelişimini(evrimini) gözler önüne seren boy boy çeşit çeşit binlerce fosil olduğu içindir. bu konu çok konuşulduğundan ve spekülasyon, demagojiye çok müsait olduğundan(çamur at izi kalsın, kafanı kuma göm, mutlu ol) kısa geçelim.
bir yaratılış kanıtı olarak istatistik biliminin kullanılmaya çalışıldığına hiç şahit oldunuz mu? ben oldum. tabiki türk televizyonunda, ulvi bir tartışma ortamı gibi görünen bir programda bir profesör bahsetti bu konudan. din derslerinde okul hocaları da bahsederdi ancak bu daha vurucu oldu. dedi ki: dünyanın şu anki halinin tesadüfen oluşabilmesinin ihtimali 10 üzeri katrilyonlar fln. küsurat verelim ki profesörlüğümüz alsın yürüsün. işte tüm atomlar yaşam için en uygun hale gelecek, atmosfer oluşacak, su oluşacak, sıcaklık hayata uygun alanda sınırlanacak, mevsimler oluşacak fln fln. ölme eşeğim ölme. 'bu sizce de tesadüf olamaz değil mi?' dedi profesörümüz. neyi gözden kaçırdı peki? içinde bulunulan ve tekrarlanamayan durumun, genellenemeyen durumun istatistiği olamaz ilkesine. örneğin, 5000 tane random sayı veren bir bilgisayar programı yapalım. bir tuşa basalım ve tamamen tesadüfi olarak bize 5000 tane sayı versin. sonra oturalım ve bu olaya iman edelim. bu sayıların bu şekilde yan yana gelebilme olasılığını hesaplayabilecek bir profesör var mı aramızda? neyse ki ben bi' tane biliyorum o anlatsın ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu: 'ben hiç konuşma bilmesem, dil bilmesem, anlamsız sesler çıkarabilsem, bu anlamsız seslerle kelimeler oluşturup cümle kurabilme ve şuan bu konuşmayı yapabiliyor olma ihtimalim ne kadarsa bu 5000 sayının da yan yana aynı bu şekilde gelebilme ihtimali o kadardır.' ibretlik değil mi? sayılara mı tapsak, ne yapsak ahali?
dünyayı bu kadar küçük bir ihtimal dahilinde hayata uygun hale getiren tanrı, kainatın geri kalanını da müsvette olarak kullanmış muhtemelen. yani dünyanın hayata uygun olarak bilinçli bir şekilde yaratıldığını biliyorsak, geri kalan yerler de deney alanı, aklımızın alamayacağı gizler oluyor. oysa kainatın tamamı bir deney alanı, bilinçsizlik ve tesadüfler zinciri olsa, neden hayatın bu kadar nadir ve zor şartlara bağlı olduğu daha iyi anlaşılıp, halen kendimizden başka bir canlıya rastlamayışımız anlam kazanacak, ve biz hiç bir bilimle, aklın yoluyla ters düşmeyeceğiz.
tüm bu anlatılanlar ışığında, ki sadece 3 tane örnek verdik, dinin öğretisi biraz eğreti gibi durdu. ateizm başlığında olduğumdan şöyle bağlayayım. bilinmeyen ilk zamanlardan beri insanoğlunun en büyük korkusu olmuştur. bilinmeyenden korkmazsanız (ölüm, neden varız, amaç ney, ne olacak) göreceksiniz ki hayat çok daha ilginç ve renkli bir hal alacak. kendinizi yalanlarla kandırmayın. korkmayın, dik durun. bilgimiz dahilindeki yaşayan hiç bir canlı neden var olduğunu öğrenerek ölmedi. bu durumun yalanlarla üzerinizde hakimiyet kurmak isteyen zümrelere prim vermesine izin vermeyin. din artık maalesef salak turnusolüdür. bunu unutmayın. ateizmden korkmayın. biz çok eğleniyoruz, ve hayattan zevk alıyoruz. esenlikle..