hayat

entry2345 galeri ses1
    1390.
  1. hayalini düşlediğim şirkete iş başvurusu için çağrılmış, evden heyecanla çıkmıştım. şirkete giden dolmuşlara doğru yürürken sağa çapraza sapan bir yol fark ettim. hani senelerdir önünden geçmene karşın hiçbir zaman girmediğin sokaklar olur ya, işte onlardan birisi. sebepsiz bir istek oradan geçmemi istedi. saate baktım. randevu saatine daha zaman olduğunu görünce kendimi terk edilmiş gibi duran bu gizemli sokağa attım.

    biliyordum hastanelere giden yoldu burası, neden bilmiyorum çocukluğumdan beri hastaneler hapishane misali gelirdi bana. onlara doğru yürümek zordu, orada suçsuz olmasına karşın biyolojik kaderleri tökezlemiş mahkumların yattığını düşünürdüm. belki de yolum pek düşmediği için karamsardı bakış açım, bilemiyorum.

    o yolda yürüdüm biraz. yanımdan geçen insanlarda takatsiz yürüyüş, gözünden feri alınmış bakışların oranları artmaya başladı. anlaşılan o ki hastane giderek yaklaşıyordu.

    derman bulmak için geldiği hastaneden yürümeye dermanı kalmamış halde çıkan bir kadına takıldı gözüm. sağ göz bebeğinin çevresi istilacı kuvvetler tarafından kuşatılmış gibiydi. sağ üst çapraza istemsizce bakan kahverengi bir göz ve etrafını saran mavi bir halka. yüzü onu çeken ölümle doktorların savaş alanıydı sanki, biraz enkaz, birazda galibiyet sevinci. yüzündeki çizgilere baktım ''acı çekiyorum öyleyse varım'' diyordu bir çoğu. dağın yanından akan akarsular misali burnunun yanından geçen gözyaşı debisi yüksek derin çizgi yatakları...

    inan anlamadım var olduğu için mutlu mu değil mi?? istemsiz yaşamdı belki hayatının özeti, belki bekleyeni de yoktu, belki taşradan ankaraya gelmiş bir misafirdi kendisi, evet belki o yüzden bu kadar boş bakıyordu sokaklara gözleri, bilemedim.

    biraz daha ilerledim çınar misali yaşlı ama fide kadar kırılgan bir nine geldi karşıdan. aynı fidelerin kırılmasın diye yanlarına dikilen sopaya dayandığı gibi yanında yaslandığı birisi vardı, muhtemel kızı yada gelini. senelerdir hastane yollarını yürüdüğü için zayıftı belki bedeni, belkide ilaçların yan tesiri, bilemedim.

    bunları görünce üzüldüm, içim acıdı. biraz geleceğimde onları gördüğüm için. biraz ölümün ne kadar zor olduğunu tekrardan kavradığım için. biraz nankör olduğum için. biraz onlar için, biraz insanın güçsüzlüğü için daha çok da hayat için.

    onlar da benim gibi iş aramıştı belki ve hatta belki 100 lira daha fazla kazanmak için sabahın köründe kalkıp zorlu ortamlarda tüketmişti ömrünü. hani çok hızlı giderken araba uzaklara bakınca hiç ilerlemiyormuş gibi gelir ya insana, ömür dediğin de ilerlemiyormuş gibi gelirdi yaşam sırasında. halbuki hayat hızı fazlaydı ışık hızından. ömür dediğinde insan paran kazanmak için sağlığını kaybeder akabinde sağlık için para harcamaya başlardı. heyhat ikisini de özlemini duyduğu anda elde edemezdi.

    ömür dediğin biterdi bittabi, insan çabalar, uğraşır, didinir. sonunda hepsi boşa çıkar geride bir iz kalmazdı. herkesin hayatı zordu bu açıdan. acılar nefes almak kadar olağandı, hülasa;

    hayat en kısa ifadeyle safsataydı bence.
    bütün insanoğlu hayat zayiatı sadece.

    ***

    sabahtan bu yana içimi daraltan ''ya iş görüşmesi olumlu geçmezse'' düşüncesi silindi aklımdan. hayat esprisini kimsenin anlamadığı bir şakaydı malum, bir iş görüşmesi iyi geçmiş yada geçmemiş, bunu pek değiştirmezdi.
    0 ...